nihanbr@gmail.com
Farklı kimlikleri, alt kültürleri odağına alan, gelenekle modernite arasındaki hiyerarşiyi ve sanatın içindeki kemikleşmiş anlayışları eleştiren Halil Altındere, Türkiye’nin önemli çağdaş sanatçılarından biri.
Altındere’nin 13’üncü İstanbul Bienali’nde sergilenen işi ‘Harikalar Diyarı’, bienalin en dikkat çeken işlerinden biriydi. Kentsel dönüşümün yerle bir ettiği hayatlara, rapçi Fuat Ergin ve Sulukule’nin çılgın grubu Tahribad-ı İsyan’ın müziğiyle bakan ‘Harikalar Diyarı’, bienalden sonra yurt dışında da büyük ilgi gördü.
‘Harikalar Diyarı’nın dikkat çeken bir tarafı da, Gezi Parkı direnişinden aylar önce çekilmiş olmasına rağmen yıkımın bir gün Gezi Parkı’nı da vuracağını söylemesi. Eylülde bienalde gösterildiğinde zamanlaması manidardı yani!
Altındere, MoMA koleksiyonuna katılan ‘Harikalar Diyarı’nı ve kentsel dönüşümümüzü anlattı.
‘Ağlayan insanları çekmeyi sevmem’
‘Harikalar Diyarı’ isimli işinizi nasıl yapmaya karar verdiniz?
2006 yılında kentsel dönüşüm bölgesi ilan edilen Sulukule’deki gelişmeleri, o zamandan beri yakından takip ediyordum. Sadece Sulukule’yle değil; Balat, Fener, Tarlabaşı ve İstanbul’un yıkılan bütün mahallelerinin geri dönüşsüz biçimde sadece binalarıyla değil, oradaki tüm kültürü de tahrip edecek şekilde yok edilmesi, bu şehirde yaşayan pek çok insan gibi benim de dert edindiğim bir meseleydi. Ancak ben problemli bölgelere gidip, ağlayan insanlar çekmeyi seven bir sanatçı değilim. En zor durumda bile, insanların tutunacak bir şeyler bulabileceklerini ve hâlâ umut taşıyabileceklerini düşünüyorum.
Tahribad-ı İsyan’la Pınar Öğünç’ün Radikal’deki röportajı vasıtasıyla tanıştım. Pınar’ın yaptığı röportajdan sonra, Sulukule’ye gittim ve yolda çocuklarla karşılaştım. Arkadaş olduk ve yaklaşık 7-8 ay birlikte takıldık. Video, benim önceden yapmaya karar verip, sonrasında onları dahil ettiğim bir çalışma değildi. Daha ziyade, onlardan etkilenip, kendilerinin yazmış oldukları o güçlü sözlere uygun bir görselliği yakalama arzumdan çıktı.
Ekipte başka kimler vardı?
Eserler, sadece sanatçıların değil, pek çok emekçinin bir arada çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Bu röportaj aracılığıyla, bu videoda emeği geçen herkese, başta Tahribad-i İsyan grubu ve Fuat Ergin’e, keskin bir göze sahip olan görüntü yönetmeni Cengiz Tanc’a, Evre Ergun’un incelikli editing’ine, Fesih Murat Avcıbaşı’nın prodüksiyona olan katkılarına minnettarım. Ayrıca, Sulukule halkına, Funda Oral’a ve film produksiyonuna destek olan SAHA Derneği’ne teşekkürlerimi iletiyorum.
‘Alt kültürün içindeki alt kültür’
Kentsel dönüşümü ne zamandır takip ediyorsunuz? Videoyu hazırlamadan önce nasıl bir ön araştırma yaptınız, kimlerle görüştünüz?
Sulukule, Türkiye’deki kentsel dönüşümün bir sembolü ve benim de uzun süredir takip ettiğim bir yer. Sulukule’yi olduğu gibi başka kentsel dönüşüm alanlarını da hem medyadan hem kitaplardan hem de bizzat o mekanlarda dolaşarak takip etmeye çalıştım.
Şimdiye kadar yaptığınız işlerde farklı kimlik ve alt kültürleri ele aldınız. Kentsel dönüşüm üzerine çalışmaya başladığınızda nasıl bir manzarayla karşılaştınız?
Daha önce de toplumun marjinal olarak gördüğü çeşitli kesimlerden insanlarla çalıştım. Bu videoda, iki alt kültürün, yani Roman ve hip-hop kültürünün nasıl kesiştiği, yan yana gelebileceği ve bir direniş şekline dönüşebileceğiyle ilgilendim. 600 yıldır Roman nüfusuna ve kültürüne ev sahipliği yapan Sulukule semtinin gençlerinin kurduğu hip-hop grubu Tahribad-ı İsyan bir alt kültürün içinde başka bir alt kültürün nasıl var olabileceğini kendi varlığıyla gösteriyordu. Yıkılan evlerin yerine evler inşa edilmişti Sulukule’de ama onlar yalnızca toplumsal eşitsizliği, yoksulluğu ve altyapı sorunlarını açığa çıkarmaya yaradı.
O yeni yapılan konutlar, orda yüzyıllarca yaşamış bir halkın rızasıyla yapılmadı ve zaten aslında bir ‘temizleme‘ amacı taşıdığı için, Romanları şehir dışına itmenin kendilerince bir yolunu bulduklarını düşünmüş olmalılar. Ben sadece kentsel dönüşüme direnen, kendi müzik, dans, kültürlerini ve yaşam haklarını savunan genç, yaşlı onlarca insanın hem öfkesini, kızgınlığını hem de umutlarını göstermek istedim.
‘Kentsel dönüşüm kentlilerin yatay ilişkilerini bozuyor’
Dönüşümü bir de cümlelerinizle tarif eder misiniz? Kentsel dönüşüm gerçekte tam olarak neyi dönüştürüyor?
Tarlabaşı, Sulukule, Balat gibi yerinden edilmesi kolay güvencesiz insanlardan başlayarak, şehir merkezlerine doğru yayılan ve en son Gezi Parkı’yla toplumsal bir direnişe sebebiyet veren kentsel dönüşüm mevzusu, aslında bir tarafıyla kentli insanın yatay ilişkilerini bozmakta ve bir tarafıyla da, şehir dışlarında yükselen güvenlikli, otoparklı, yüksek residansların satışını garantilemeye çalışmakta.
Ancak bu verilen vaatler gerçekleşmeyince, kent merkezindeki yoksul insanların yaşadığı bölgeler, geri dönmek isteyenler için konut ihtiyacını karşılayacak bir rezerve dönüştü. Aslında bu sadece İstanbul’da değil, dünyanın çeşitli ülkelerinde de benzer şekillerde gerçekleşmiş bir tahribad, yerinden etme süreci.
Çekimler süresince neler yaşadınız? Semt sakinleri sizi nasıl ağırladı, nasıl bir iletişiminiz oldu?
Filmin çekimleri; Dolapdere, Tarlabaşı, Unkapanı ve Sulukule’de gerçekleşti. Mahallenin çocukları filmin kahramanı olduğu için, çalışma sürecini rahat geçirdik. Hatta bazı mahalleliler, senaryo dışında, spontan biçimde filmin parçası haline geldiler. Sulukule yıllardır kendini müzik ve dansla ifade ediyor. Anlayış devam ediyor ama bu kez işin içine hip-hop da girdi…
Bu çocukların yaptığı, geleneksel Roman müzik ve dansları yerine, kendilerini hip-hop’la ifade etmek. Bu anlamda onlar, yüzyıllarca neşenin müziğini yapmış ailelerinin geleneğini, dönüşüm ve yerinden edilme sonrasındaki hislerini taşıyabilecek, belki öfkelerini daha rahat ifade edebildikleri bir müzik türü olan hip-hop’la aktarmak.
‘Fuat Ergin’le tanışmak onlar için bir hayaldi’
Tahribad-ı İsyan’la nasıl bir süreç geçirdiniz?
Defalarca Sulukule’ye gidip geldim. Çocukları da kendi atölyeme çağırdım. Daha evvel yaptığım işleri gösterdim. Birlikte filmlerimi izledik, işlerime baktık. Ve enerjimiz tuttu. Çocukların hayali, bir idol gibi gördükleri rapçi Fuat Ergin’le tanışmaktı. Fuat uzun zamandır tanıdığım bir arkadaşım ve bizi kırmayarak, bu filmde de kral rolünü oynamayı kabul etti. Onun varlığı çocuklara inanılmaz bir güven ve güç verdi.
Tahribad-ı İsyan grubundan Veysi, bir röportajda “Onlar dozerleriyle geldi, biz de şarkılarımızla” diyor. Siz, gençlerin bu yerle bir edilen hayatlarını dile getirme biçimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fuat, filmin en başında, “Sanat ve müzik silahınız ola, Tahribad-ı İsyan bu yıkımı durdurun ula” diyerek aslında bunu çok iyi ifade etti. Çocuklar, gündelik hayatlarını şarkılarına yansıtıyorlar. Bu bir kurgu değil, hayatlarının ta kendisi. Bu anlamda çok doğrudan ve gerçek. Zaten benim ilgimi çeken de buydu. Bienal, teması ‘Kamusal Alan’ olmasına rağmen bazı açılardan Gezi direnişinin ardından eleştirildi.
‘Gezi direnişi olunca film gündeme oturdu’
Sizin çalışmanız direkt Gezi’yle ilgili olmasa da başka alandaki bir direnişi çok da iyi anlatıyor. Dolayısıyla bienalin de en dikkat çeken işlerinden biri oldu. Nasıl tepkiler aldınız bienal süresince?
Bu video Gezi’den dört ay evvel Şubat 2013’te Madrid CA2M’deki solo sergim için çekildi. Bu anlamda Gezi ya da bienal için yapılmış bir iş değil. Ancak tabii ki, üzerine Gezi direnişi olunca, film ister istemez gündeme oturdu. Bienal esnasında hem buralı hem uluslararası izleyici, dünya genelindeki direnişlerle bu film arasında bir bağ kurdu ve pek çok kentin geleceği hakkındaki bir kara ütopya ve direnişe dair bir umut buldu sanıyorum filmde. Bu sebeple de dünya genelinde çok sayıda kurumda gösterildi ve gösterilmeye devam ediyor.
MoMA’nın işinizi koleksiyonuna dahil etme sürecinden bahseder misiniz?
Bienal döneminde Klaus Biesenbach İstanbul’a gelmiş, videomu görmüş ve göstermek istediğini söylemişti. Sonrasında kendisiyle Londra’da Serpentine Marathon’da yanyana geldik ve bana New York’ta filmi göstermek istediğini tekrar söyledi. Sonrasında Mart-Mayıs arasında MoMA/PS1’da solo sergim gerçekleşti. Ve hemen akabinde de müze kurulu eseri, MoMA kalıcı koleksiyonuna dahil etmek istediğini tekrar ilettiler. Sonbaharda müzede yeniden bir grup sergisinde eserin gösterilmesi de söz konusu.









