Zeynep Sönmez, Avustralya Açık’ta elemeden gelip ana tabloda 3’üncü tura yükselerek Türkiye’nin tenis tarihinde bir ilke imza attı; ardından da sezonun ritmini bozmadan Ortadoğu turnuva takviminde korta çıktı. Dolayısıyla söyleşimizdeki yanıtların kısalığı bir kaçamak değil, turnuva temposunun içinden gelen bir netlik. Ve bu kısa söyleşimizde bile beni ilk çarpan şey ‘büyük hikâye’ yaratmadan, kısa, sakin ve doğrudan cümlelerle karşıya geçen disiplin duygusu.
Sönmez’in anlattığı cesaret; riskli bir hamleden çok, her gün yeniden başlama iradesi. Motivasyon düşse de sahaya çıkmak, en zor günlerde bile umudu söndürmemek, zihinden geçen düşünceleri bir kez çözüp bitirmek yerine her gelişlerinde yeniden dönüştürmeyi seçmek, onun cesaretini sağlam bir zemine oturtuyor. Görünürlüğün baskısı büyüdüğünde ise çevresini daraltıp en yakınına tutunuyor ve ‘her şeyin geçici’ olduğunu kendine hatırlatıyor.
Hikayesini bir mucize anlatısıyla değil, genç bir sporcunun çalışma etiği, sınırları ve pes etmeme iradesiyle kuran Zeynep Sönmez’in altın tavsiyesi ise ‘gülümsemek’.

Tenisteki başarılarınla her gün daha fazla insan tarafından tanınıyorsun. Bir kez de bize Zeynep Sönmez’in hikâyesini ‘bugünkü Zeynep’i kuran üç dönemeç’ üzerinden anlatır mısın?
Altı yaşında başladım tenis oynamaya. Ailem beni basketbola yazdırmış ve ben kaçıp tenis kortunda büyük raketlerle kendi kendime tenis oynamaya çalışıyormuşum. Hikaye böyle başladı. Sonrasında okul-tenis ayrımına geldik ve ben tenise güçlü bağımı orada daha net fark ettim. Tenis benim için profesyonel bir yolculuğa dönüştü ve ilk WTA şampiyonluğumu aldığımda ‘en iyi 100 tenisçi’nin arasına girdim. Böylece benim için yeni bir sayfa açılmış oldu.
Cesaretin bulaşıcılığını kortta hangi anlarda hissediyorsun? Risk alırken mi, baskıyla baş ederken mi yoksa her gün yeniden başlarken mi?
Her gün yeniden başlamak zaman zaman zor olabiliyor ve her zaman aynı motivasyonu bulmak kolay olmuyor. Ancak kendimden daha büyük bir şey için işimi yapmaya çalışıyorum ve bence bu benim devam etmemi sağlıyor.
Baskıyla baş etmek her zaman tekrar tekrar vermeniz gereken bir mücadele ve bu belki de tenisin en zorlayıcı yanlarından biri.
Merida’daki ilk WTA şampiyonluğu ve ardından gelen Grand Slam çıkışları… Bu sıçramayı bir mucize gibi anlatıyoruz ama arkada büyük bir emek var. Senin emeğinde hangi küçük alışkanlıklar belirleyici oldu?
Pes etmemek bence. Tekrar, tekrar baştan başlamak. En zor günlerde bile içimde küçük bir umut ışığının hiç sönmeden yanması.

Teniste en görünmeyen kasın ‘zihin’ olduğu söylenir. Mental/fitness ekibinle çalışırken seni en çok zorlayan başlık ne? Hedef mi, kaygı mı, özgüven mi? Ve sen onu nasıl dönüştürdün?
Bence duruma göre değişkenlik gösterebiliyor bunun cevabı. Dönüştürmüş olduğum söylenemez çünkü bu bir kez dönüştürdüğünüzde biten bir şey değil, her seferinde bu duygu ya da düşünce geldiğinde bunu dönüştürmeyi tercih etmeniz ve bu yönde hareket etmeniz gerekiyor.
Tenis ülkesi olmayan bir yerden gelip dünyanın en büyük sahnelerinde oynamak nasıl bir duygu ve sence Zeynep’in başarısı Türkiye’de özellikle kız çocuklarına hangi cümleyi kurduruyor?
Çok gurur ve mutluluk verici tabii ki. Kız çocuklarına hangi cümleyi kurduruyor bilemiyorum ama umarım onları pozitif ve iyi yönde etkileyebiliyorumdur. Bu beni çok mutlu eder.
Avustralya Açık’ta bayılan top toplayıcı kıza koşup yardım etmen çok konuşuldu. O anı hatırlayınca sende kalan duygu ne? Endişe mi, sorumluluk mu, refleks mi? Ve bu hareketin ‘iyi sporcu’dan önce ‘iyi insan’ olma meselesi olduğunu söyledin. Bu cümlenin arkasını biraz açar mısın?
Refleks olarak yaptığım bir şeydi ve kim olsa aynısını yapardı bence. Bir insanın yardıma ihtiyacı varsa bu benim için tenisin önüne geçer, çünkü iyi insan olmadıktan sonra iyi bir sporcu olmanın pek bir anlamı olmadığını düşünüyorum.

Bir anda görünür olmanın; beklenti, yorumlar, ‘sembol’e dönüşmek gibi bedelleri de var. Bu kadar ilgi seni baskılamasın diye kendine nasıl sınır koyuyorsun?
Benim için de her şey yeni. Öğrenmeye ve gelişmeye çalışıyorum. Zorlandığım zamanlar oluyor. Bu anlarda çevremi dar tutup en yakınımdakilere daha sıkı sarılıyorum ve bu bana güç veriyor, nereden geldiğimi ve her şeyin geçici olduğunu hatırlatıyor. Bunun dışında kendimi sosyal medyadaki yorumlardan mümkün olduğunca korumaya çalışıyorum.

Senden ‘cesaret bulaşı’ kapmasını istediğin bir genç sporcuya tek bir şey bırakacak olsan bu ne olurdu? Teknik bir öğüt mü, zihinsel bir öneri mi, yoksa hayata dair bir cümle mi?
Her şeyin geçici olduğunu, bolca şükretmesi ve pes etmemesi gerektiğini önerirdim. Ve bir de gülümsemesini.