Türkiye’nin Batı ile ilişkileri de, doğu ile ilişkileri de, iç politika da, hep aynı yere bağlanıyor; Suriye iç savaşına.
AK Parti hükümetinin yıllarca Suriye’de Esad yönetimini devirme politikasından bir anda vazgeçip, “normalleşme” adımları atmaya kalkması, uluslararası alandaki dengeleri de alt üst etti.
AK Parti’nin Suriye’de “büyük dönüşünün” arkasında Moskova’nın ittirmesini görmemek mümkün değil; Putin yönetimi Suriye’de üs anlaşmaları yaptığı Esad rejimini sonuna kadar korumaya kararlı. Bunu sağlamanın yolu da elbette Suriye’nin en uzun sınıra sahip olduğu Türkiye’nin Esad rejimini tanımasından geçiyor.
Bu “dönüşten” en büyük rahatsızlığı duyanın ise, Suriye iç savaşının başından itibaren Esad yönetimini devirmek için AK Parti hükümetiyle işbirliğine giren, birlikte “eğit-donat” programları yürüten ABD olduğu bir sır değil. AK Parti hükümeti Esad’la görüşmeleri yoğunlaştırdıkça, Washington yönetimi de Esad’lı muhaliflerin peşine düşme emareleri göstermeye başladı. ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın Suriye özel temsilcilerinin hep birlikte, Esad karşıtı grupların Cenevre Barış sürecindeki müzakere heyeti ile görüşmesi, üstelik bunun fotoğraflarının da ABD yönetimi tarafından paylaşılması bunun en somut kanıtı.