Hissiyat ya da fikriyat olarak belli bir siyasi görüşe ya da ideolojiye ne kadar yakın olursa olsun, ben gazetecinin “partisel ya da örgütsel bir aidiyet, bir organik bağ içinde” davranmasından yana olmadım hiç. Bu nedenle de, hayatım boyunca bir siyasi partiye ne üye oldum, ne de oy kullandım.
Ama tek bir adayın seçileceği, muhtar ya da belediye başkanlığı seçimlerinde farklı davranıp, mahallemin ya da kentimin belediye başkanlığı seçimlerinde kimi zaman bir tercihte bulundum. Kimi zaman da boş oy kullandım. Ama sandığa gitmemezlik etmedim.
Ülkemizin kaderini (Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında kim bilir kaçıncı kez bu tabiri kullanıyoruz. Daha da kullanacağız…) belirleyecek bu seçimde de, elbette bir tercihim olacak. Bu, bir tercih olmanın ötesinde bir tarihi sorumluluk, bir tarihi yükümlülük ve bir tarihi görevdir her birimiz için.
Ama ben bugün, burada, hatta oyumu kullanacağım gün ve hatta kullandıktan sonra da “Kime oy vereceğimi” söylemeyeceğim. Çünkü bu “gizli oy açık sayım” ilkesine aykırı, ayrıca kişisel veri gizliliği ilkesi açısından kendime saklamak istediğim bir tercihtir.
Ama, yukarıda değindiğim “Kanaat oluşmasına katkıda bulunma görevi” çerçevesinde, şunu belirtmek boynumun borcudur:
Kime vermeyeceğimi herkes biliyor.
Türkiye’nin son 21 yılını, vatandaşların ezici bir çoğunluğu için bir cehennem haline getiren bugünkü yönetim zihniyetine asla ve kat’a oy kullanmayacağımı beyan ederim.