İşte bugün Bahçeli’nin şeriatçılara karşı sahiplendiği “laiklik sütunu”nun aslında laiklikle hiçbir ilgisi yoktur. Bahçeli’nin laiklik adı altında sahiplendiği şey, cumhuriyetin kuruluş sürecindeki “Türkçülük sütunu”ndan başka bir şey değildir. Başka bir deyişle Bahçeli, Ayasofya’ya kılıçla çıkan Erbaş’ı destekleyerek yeni Osmanlıcı, Türk-İslamcı yayılmacılığı sahiplenmekte ama Türkçülüğü yok sayan İslamcı-şeriatçı yaklaşımlarla da arasına mesafe koymaktadır.
Bahçeli ile Yılmaz Özdil’i birleştiren laiklik değil, Türkçülüktür.
Bugün Mil-Dinayet Sen gibi şeriat yanlılarına kimin cenazesinin camiye girip girmeyeceği konusunda ders veren Devlet Bahçeli, acaba ırkçı güruhlar Ankara’da Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine saldırırken neredeydi?
Uzatmadan söylersek; Bahçeli’nin bekçiliğine soyunduğu şey, laiklik değil; Türk-İslamcı faşizmin Türkçü ayağıdır. Bu yüzden bugün Türkiye’de laiklik mücadelesi, şeriatçılarla birlikte Türk-İslamcı faşistlere karşı demokrasi mücadelesinden ayrı ele alınamaz.