Birinci Meclis’te de Meclis hükümeti sistemi vardı ve Mustafa Kemal, Polatlı’dan top sesleri gelirken Erzurum’da eleştirileri yüzünden gözaltına alınan bir gazetecinin dahi hesabını sorabilen çok dişli bir muhalefete hesap vermek zorundaydı. Bundan da çok hoşlanmadığı için İkinci Meclis’te onları tasfiye etmişti.
Ama fırsatını bulup 10 Kasım’da tv’ye çıkmış profesörün, bugünün hesap verilebilirlik, şeffaflık, Meclis’in zayıflayan denetim gücüyle ilgili söylemek istediklerini Atatürk’e söyletmesinin iyi ve risksiz bir fikir olduğu kesin.
Saygın bir ekonomist de aynı güvenli yoldan giderek bugün uygulanmamasından şikayet ettiği yapısal reformlara örnek olarak Atatürk devrimlerini gösterdi.
“Yapısal reform mutlak monarşiyi cumhuriyete dönüştürebilmektir. Dünyada pek az ülkede varken kadınlara erkeklerle eşit haklar verebilmektir. Uçak fabrikasını 1926 yılında kurabilmektir yapısal reform” diye uzayan listeye tabii ki 1924’de muhalefetin tasfiyesi, bugünkü OHAL, hukuksuzlar neyse o olan Takrir-i Sükun Kanunu, İstiklal Mahkemeleri girememiş.
Girse “İstiklal Harbi’nin komutanlarını idamla yargılatan, Halide Edip’i bile ülkeden kaçıran, ülkenin en ünlü gazetecilerini tutuklatan, sürgüne gönderten bir ülkeye yabancı yatırımcı gelir mi” ye kadar bağlanabilirdi bu anakronizmin ucu.
Ama bir kere balı, plastik yapma demeden sadece en güzel çiçeklerden toplamaya niyetlenince, 1908’den beri meşruti monarşiyle yönetilen, Meclis’i, partileri, seçimleri olan bir ülke birden mutlak monarşiye dönüyor, 1925’de Atina’ya bir uçak fabrikası açınca denge için 1926’da uçak fabrikası açtırılan Alman Junkers firmasının, kötü yönetim, iflasla iki sene sonra kapanan uçak fabrikasından yapısal reform çıkarılabiliyor.