Yeşil zeytini neden yemedin Sait?
Y

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Edebiyat

insanatinart@gmail.com

Sana okumak için yazdım o kadar!

Bir cümle bu kadar mı ters yüz eder insanı?

Giyim kuşam, yemek ve kahve anadan babadan olmak kaydıyla yılın altı ayı aç kalmak isteyen yazar olsun!

Yok artık canım.

Tam da böyle aslında… Taksim sahnesinin önündeki gazeteciden son vapura yetişmek için bilet parası borç alan hocalarımız olmadı mı?

Kim adam?

Ben, sandallar içinde bir sandal, denizler içinde bir deniz, insanlar içinde bir insan. Yani! Omonya meydanında akşam oluyor. Gökyüzünden sandallarla şarkılar geçiyor. Arabalarda ışıklar kayıyor, bir at kişnemesi duydun mu? Bir fayton geçti mi delicesine aklından…

Hakkında bilinenler o kadar sıradan, o kadar ansiklopedik ki!

Gerçekten kimdi Sait?

Onu modern Türk hikayeciliğinin babası yapan yeteneği nereden kaynaklanıyordu?

Bir gün annesine yazdığı kitapların telifi dahil her şeyi Darüşşafaka Cemiyeti’ne bırakmayı teklif edecek kadar parayla, mal mülk ile işi olmayan, Tünel’den Taksim’e akşamüstleri sol kaldırımdan yürüyen, siyah gözlüklerinin ardında kederli bir yüz barındıran öykü, roman, şiir, röportaj yazarı; aslında edebiyatçı olarak anılması gereken Sait Faik, kimdi?

Adada müze haline dönüştürülmüş evi de tam bir fikir vermiyor.

Hakkında küçük küçük anlatılan hikayelerden, muzip hatta çokça gülümseyen bir adam düşünüyoruz, ama yazıları öyle değil.

Hangisi asıl Sait?

Röportaj yazıları da olağanüstüdür ama öykücülüğünün yanında gözden kaçar biraz…

Beyoğlu’na gidiyorum röportaj yapmaya… Atar tutarım. Verip veriştirip söverim. Ahlaksızlığından, meyhanesinden, hovardasından başlar; açarım ağzımı yumarım gözümü…’ diye başlar. Sonra der ki; ‘Usta röportajcı olsam ahlaklı, riyakâr, terbiyeli görünmek için maskemi takar üç-beş okur avlardım! İyi röportajcı Beyoğlu’na söver, ben acemi röportajcıyım, Beyoğlu’nu öveceğim!

Unutulmaz bir yazıdır. 1953, Resimli İstanbul Haftası’nda…

Bir yıl sonra da 11 Mayıs günü hastanede zamansız ölüvermiştir.

Bu ülkenin sanatla uğraşan bütün çocukları gibi hayatı türlü hoyratlıklara karşı ‘Bir insanı sevmekle başlar her şey’ diyecek kadar cesur bir yaşam sürmüştür.

Oysa ‘Burada bir insanı sevmekle bitiyor her şey’ diyecek kadar da hazin bir iç dünyası vardır Sait’in…

Gazete, dergi sahipleri öykü paralarını hep geç ödediği, hatta çoğu zaman üzerine yattığı için parasını almadan asla öyküsünü vermezdi. İnsan düşünüyor bazen 70 yılda hiç mi değişmez bu anlayış diye!

Ancak son öykülerinden biri ‘Kaliniktha’yı ‘Yeni Ufuklar’ dergisi için Vedat Günyol hocaya kendi teklif etmiştir. Hoca para veremeyeceğini söyleyince, para istemediğini söylemiştir.

Vedat Günyol ile son görüşmesi, basılan son öykülerinden biridir.

Görüşmeye gelirken kız arkadaşı beğenmediği için öyküyü yırtıp atması, sonra hoca ile birlikte Çiçek Pasajı’ndaki çöp kutusundan kâğıt parçaları halinde toplamaları ise başka bir öyküdür zaten.

Mark Twain Enstitüsü’nden ödül kazanmasına ise gülüp geçmiştir.

Şimdiki ödül avcısı yazarları düşününce pek aklı kesmiyor insanın ama…

Mark Twain Enstitüsü fahri üyelik vermişti Sait’e, bununla ilgili olarak Burgaz Ada’ya röportaja giden ise Yaşar Kemal’di. Nasıl bir dünyaymış?

Sait “Dünya edebiyatına hizmet filan etmediğimi söylemeye gerek yok, ama benden önce bu cemiyet Atatürk’e de bu ödülü vermiş, ikinci kez ülkemizden ben almışım… Demek bir ülkenin en büyük evladı ile sıradan bir yazarı böyle buluşuyor” diye yanıt vermiştir.

Sıradan insanların hikayelerini, çok kolay yazılmış gibi görünen satırlara işleyen, en usta yazım işçisinin eserinin en kolay yazılmış gibi olduğunu bilmeyenlerin değerini asla veremeyeceği; kocaman yüreğinde martılar, denizler gezdiren güzel Sait, seni düşünmek Omonya Meydanı’nın ışıklarını yakmak gibi…

Ben Galata köprüsü’ndeyim o dakka. Bir Hollanda şilebi Okmeydanı’nda dolaşan mapusane kaçağına sesleniyor acı acı. Üsküdar iskelesine iniyorum. Parmaklığa dayanıyorum. Sen yeşil zeytini neden yemedin?

Bir 10 Kasım günü, Mavi Dergisi’nin, Atatürk’ü niçin severiz röportajına, “Atatürk’ü niçin severiz diye düşünmeden sevmeliyiz” diye tarihe geçecek bir yanıt vermiştir.

Yaşasın be Sait, yaşasın edebiyat!