Yeni Parti'de eskimeyen
Y

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

Edip Cansever 1962’de Alev Ebüzziya’ya yazdığı bir mektupta şöyle diyor:

“Sabahki gazeteler de senatörlerin aylıklarının 5500 TL’na çıktığını yazıyordu. Ya toprağın altındaki maden işçisi? Günde 10 TL alsa, ayda 300. Dört çocuk bir kadın? Doktor, ilaç, giyim, ekmek, yakacak? Geçenlerde bir ilkokul öğretmeniyle konuşma yapmışlar bir gazetede. Öğretmen, ‘Çocuklarıma gazozun ilaç olduğunu söyliyerekten avutuyorum‘ diyordu.” (İki Satır, İki Satırdır / Alev Ebüzziya’ya Mektuplar 1962-1976, YKY)

Bu ülkede değişmeyen ne çok şey var. Epeydir kafamda dönüp duran düşünce şimşek gibi çaktı yine, Murat Sevinç’in son iki yazısını görünce: Milletvekili olmak ahlaksızlıktır. Hele bu şartlarda, bu ülkede.

Önder Algedik’in de dediği gibi, milletvekilliği meslek haline gelmiş durumda, bahşedilen imtiyazlarla tabii, yoksa bu insanlar o mesleğe sahip olmak için kendini paralamazdı.

Maaş 273 bin lira. Asgari ücret 28 bin lira ve DİSK’e göre 8,5 milyon kişi (çalışanların % 46’sı) bu parayı alıyor.

Milletvekili emekli maaşı 201 bin lira ve iki yılda bu ‘hak’kı elde ediyorlar. En düşük emekli maaşı 23,500 lira ve 5,5 milyon kişi bu maaşı alıyor.

Milletvekilleri için sağlık bedava…

Bu ayrıcalıkları kaldırmayı vaad bile etmemek ahlaksızlıktır. (Kaldırmayı vaadeden partiye oy vereceğim ben.) Üstelik, bostan korkuluğu kadar etkileri de yok. Bostan korkuluğu kadar etkin olmamasına rağmen Meclis’te kalmakta ısrar edip altınızdaki zemini çalan bir rejime meşruiyet sağlamak ahlaksızlıktır.

Önder Algedik gösterip durdu, Meclis’i kahramanca savunup meydanı iktidara bırakmayan muhalefet milletvekilleri oturumlara katılmayarak da bu zorba iktidara meşruiyet sağladı. Oylamaya katılmadıkları için yasalar geçti, itiraz sesi bile yükseltmediler.

Çıldırtıcı bir örneği Temmuz sonunda Yavuz Baydar vermişti. 24 Temmuz’da, yani sansürün kaldırılışının yıldönümünde, Meclis’ten bir yasa geçti ve Bilgi Teknolojileri Kurumu’nun internet ve sosyal ağlar üzerindeki denetim ve müdahale yetkileri Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildi. Böylece dijital alan daha merkezi, daha güvenlikçi ve daha baskıcı bir modele bağlandı.

Peki Meclis’ten nasıl geçti bu yasa? Oylamaya 252 milletvekili katılmış, 32 red oyuna karşı 220 oyla. Kapatılan, elkonulan, defteri dürülen her yayın kuruluşuna, şimdi de Halk TV’ye destek nutukları gırla gidiyor ama. Sansürün kaldırılışının yıldönümünde ağır bir sansür mekanizması yasalaşırken ortada yoklar ama.

Orhan Veli söylemişti:

Neler yapmadık bu vatan için!

Kimimiz öldük

Kimimiz nutuk söyledik.

Bunlar ahlaksızlıktır, en hafif ifadeyle. Dahasını da söyleyeyim: Milletvekili olmaya karar vermek de erdemden taviz vermekle başlar. İmtiyazlı ahlaksızlara katılma çabası da ahlaksızlıktır. Muhalefet partilerinin, tabii asıl ana-muhalefet Yeni Parti’nin siyaset yapma biçimi de ahlaksızlıktır.

Murat Sevinç’in sözünü ettiği, tepki çeken o sembolik eylemler işte bu ahlaksızlığın, erdemsizliğin üstünü örtmek için gerekli. O ayrıcalıkları meşrulaştırmak için gerekli.

O sembolik ‘eylemler’e eşlik eden bir de kof konuşmalar var tabii, lafla peynir gemisi yürütmeler var.

Murat Sevinç’in izinden size bir örnek vereyim. Ülkenin dört bir yanında maden saldırısı var. Ülkenin dört bir yanında bunlara karşı irili ufaklı direnişler var; neredeyse her kasabada, köyde.

Bir yıldan fazla oluyor, birkaç CHP milletvekili Arhavi’ye gelmişti. Arhavi’nin başında da bir maden belası var, kasaba alesta bekliyor. Madene karşı gelişen Vaminon (İstemiyorum) ekibinden birkaç arkadaş bir yerde oturuyorduk. Bir arkadaşımız Rize milletvekili Tahsin Ocaklı’yı bizim masaya çağırdı. Tahsin Ocaklı özellikle çevre mücadelesi verenlerin sevdiği biridir. Geldi. Merhaba-merhaba. Kendisinin ve partisinin duyarlılığını gösteren sözler söyledi.

Ben de o söylediklerinin yetmeyeceğini söyleyip ne yapılması gerektiğine dair fikrimi anlattım. (İki paragraf yukarda ana fikrini söylediğim şeyi Diken’de iki yazıda anlattım sonra: CHP’yi bekleyen görev ve Bam telimize bastılar, davranın!)

“Yapıyoruz bunları, evet” deyip kalktı. Söylediklerimi dinlemiş, derdi olan bir insanı gerçekten duymuş, anlamış olsaydı öyle demezdi.

Bu soruna duyarlı olduğunu bekleyen muhalefet partilerinden ne beklersiniz, ne bekliyoruz?

Yanımızda olmasını. Nedir yanımızda olmak, ülkenin neredeyse her köyündeki direnişin yanında nasıl olunur? Arasıra, bu yerlerden birine, genellikle en popüler olanına birkaç milletvekili göndererek mi? Evini barkını, köyünü, yaşadığı yeri, beslendiği kaynakları korumak isteyenlerin yanında olmak için bu sorunu muhalefet stratejinizin odağına yerleştirmelisiniz, koçbaşı yapmalısınız bu sorunu. Muhalefet ne yapıyor peki?

Muhalefet milletvekilleri sadece konuşuyor. Bir iki milletvekilinin bazan o yaylayı, bazan bu köyü, bazan şu dağı ziyaret etmesi, ziyaret diyorum, ziyaret edip nutuk çekmesi destek değildir, hiçbir işe yaramaz. Murat Sevinç’in sözünü ettiği göz bantlama kabilinden göz boyamadır, göstermelik, kof bir harekettir. Ayrıcalıklarını meşrulaştırma mekanizmasıdır bu. Milletvekili ahlaksızlığını örtme, mesleği sürdürme çabasıdır.

Aynı Tahsin Ocaklı –ay yanlış dedim– Yeni Partili yeni Tahsin Ocaklı üç beş gün önce, pek de bilinç ve bilgi eseri olmayan bir konuşmasında “Arhavilileri mücadeleye çağırıyorum” diyor.

Çağır tabii de … İşe bak! Yahu asıl biz sizi mücadeleye çağırıyoruz, kurusıkı laf sıkmaya değil, gerçek, etkili bir stratejiyi elbirliğiyle geliştirip uygulamaya, bunun yollarını aramaya çağırıyoruz.

İşte bütün bunlar hiç yeni değil. Murat Sevinç’in üstünde durduğu örnekler de, boş konuşmalar da yeni değil. Bunlar Yeni Parti’yle de başlamadı. Ama galiba Yeni Parti de yeni değil.

Eğri oturup doğru konuşalım, ana-muhalefetin başına ne geldiyse boş ve kof konuşmaktan, lafla peynir gemisi yürütebileceğini düşünmekten geldi. Gerçek bir politika geliştirmemekten, Saray’ın kurduğu oyunları bozacak, boşa düşürecek oyun kurmayı düşünmemekten geldi. İnsanları yalınkat seçmenler olmaktan çıkarıp aktörler olarak hareket edecekleri zeminleri yaratmamaktan geldi. Hatta tam tersine, o zemine çıkanları, çıkmak isteyenleri edilgin hale getirip boş konuşmalarla gazlarını almaktan geldi.

Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun içeri atıldığı 19 Mart 2025’te konuşmaktan fazla bir şey yapmış, ahaliyi Saraçhane’ye, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nin önüne çağırmıştı. O gün için doğru adres orasıydı, savunulacak mevki orasıydı. Şunu demişti orada:

“Dünyada diktatörlerin, tek-adamların nasıl gittiği konusunda, örneğin Arap Baharı denen dönemde, bir meydana milyonların inmesi dışında bir çare, bir seçenek yoktur. (…) … sizi kalkmaya, sokaklara dökülmeye davet ediyorum. Kalkın ve ülkeyi kurtarın.”

Sonra ne oldu? Öğrenciler bir hafta taşıdı ülkeyi kurtarma azmini, hevesini, fakat aynı Özgür Özel yançizdi, halkı miting meydanlarına toplayıp laf oburu etti onları. Irmağı göle çevirdi. Hiç ırmağın diliyle gölün dili bir olur mu, sokaklara dökülmenin diliyle miting alanlarında birikmenin dili? (Bu meseleyi şurada anlatmıştım: Irmağın dili, gölün dili.)

Kısacası, Özgür Özel ve CHP davet ettiği şeyden, onun dilinden kaçtı. AKP iktidarı kaçın kurrası, böyle zaafları hemen görüp üstüne gider, zamanlamasını kendisinin belirlediği bir planla CHP’nin belediyelerini aldı, Özgür Özel, “Sabrımı taşırma!” diye kükredi. Taşacak sabrın böyle laflar etmeyeceğini bilen iktidar gemi azıya aldı, CHP’yi seçilmiş başkanının, yönetiminin, seçmenlerinin elinden aldı. Özgür Özel ve ekibinin bu durum karşısında bir planı olmadığı ortaya çıktı, eveleyip gevelediler. Bir seferberlik havası, bir heyecan dalgası yaratamadılar mesela neden sonra kurdukları Yeni Parti’yle. Yine iktidarı ahlaka, insafa davet eden lakırdılar ettiler. Geldik bugüne.

Gene laf gene laf. Hiçbir şey yeni değil. Yeni hiçbir şey vaad etmiyor Yeni Parti. Özgür Özel geçen hafta Yozgat’ta bazı yeniliklerin işaretini verdi: üyeler çok önemli hale gelecek, kararları onlar verecek, mahalle, ilçe, il meclisleri kurulacak, kapı kapı dolaşılacak, herkese temas edilecek… Yeni Parti’nin baştan aşağı yepyeni olacağını söyledikten sonra da şunları dedi:

“Bir kere bu partinin eskisi yok. Bu partinin kıdemlisi, kıdemsizi yok. Hepimiz yeniyiz, hepimizin ruhu yeni, yürüdüğü yol yeni, hedefi belli, iktidar yolunda yepyeni bir yürüyüşü hep beraber başlatıyoruz.”

Fotoğraf: AA

Acaba mesela Artvin milletvekili de mi yeni? Yeni Parti yepyeni olduğuna göre dönem kuralı dedikleri şey de sıfırdan başlayacak demek, eski bir şey olmadığına göre partide. Uğur Bayraktutan, hatırlayın, son seçimde beşinci kez milletvekili seçilip CHP’deki çürümüşlüğün, memur-milletvekilliğinin, milletvekilliği mesleğinin timsali olarak parlamıştı.

Benim anladığım Yeni Parti’de eskimeyen pek çok şey var. Eskimeyen şeylerle yepyeni bir hikaye kuramazsınız, AKP iktidarını da eskitemezsiniz. Boş laf etmek de, boş hayal satmak da politika değildir, dönüşüm yaratmaz.