Yedi basın, yayın, yazar meslek örgütü tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Gazetecilik mesleğinin verdiği ilk kayıp olan Hasan Fehmi Efendi’nin 6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü’nde öldürülmesinden bu yana 117 yıl geçti. Bu süreçte 67 gazeteci kurşunlara, bombalara hedef olarak yaşamını yitirdi.
Bazen tetikçiler yakalansa da tetiği çektiren karanlık eller ortaya çıkarılamadı, dosyaları faili meçhul kaldı. Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, Hrant Dink’ten, en son Kocaeli’de öldürülen Güngör Arslan’a kadar gazeteci davaları sahipsiz kaldı. Hakan Tosun’un cinayeti aydınlatılmaya çalışılıyor.
6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü’nde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Yazarlar Derneği ve DİSK Basın-İş Sendikası bir araya gelerek halkın haber alma hakkına getirilen engellemelere, gazetecilere, yayıncılara, yazarlara yönelik baskı ve tutuklamalara karşı itirazlarını dile getirdi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ndeki toplantıda, İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Bilal Özcan ve Alican Uludağ başta olmak üzere 15 tutuklu gazetecinin serbest bırakılması talep edildi.
‘Gazetecilere kötü muameleyle anayasa ihlal ediliyor’
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar gazetecinin, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme, araştırma ve kamuoyuna duyurma hakkına sahip olduğunu hatırlattı:
“Demokratik toplum düzeninin temel dayanaklarından biri basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüdür. Yalnızca hoş karşılanan değil, rahatsız edici olabilecek haber ve görüşlerin de ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerekir. Aksi halde demokratik toplum düzeni ciddi zarar görür.
Gazeteciyi gözaltına almak, tutuklamak toplumu gözetim altına almaktır. Basın özgürlüğü gazetecinin şahsına tanınmış bir imtiyaz değildir. Meslektaşlarımızın görevlerini yapmasına engel olunmasının hiçbir makul ve haklı sebebi de bulunmamaktadır.Meslektaşlarımız gazetecilik yaparken kamu görevlilerin haksız ve kötü muamelesi ile karşı karşıya kalmaktadır.
Tekrar hatırlatalım ki gazetecilere yapılan kötü muamelelerin tümü aynı zamanda Anayasa’nın 26’ıncı maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün ve 28’inci maddesinde korunan basın özgürlüğünün ihlalidir. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre gazeteci, önce halka ve gerçeğe karşı sorumludur. Demokratik bir ülke olabilmemiz için haberin serbest dolaşımı şarttır. Ancak ülkemizde gazetecilere yönelik haksız gözaltı ve tutukluluk uygulamaları gazetecilik mesleğini yapılamaz hale getirmekte, halkın haber alma hakkını engellemektedir.”
‘Ülkenin hafızası silinmeye çalışılıyor’
Cemiyet genel sekreteri Sibel Güneş’se şunları söyledi:
“Bugün ülkemizde yerelde ve yaygın medyada gazetecilerin, muhabirlerin, foto muhabirlerinin, kameramanların, editörlerin, yöneticilerin, gazete sahiplerinin can güvenliği bulunmuyor.
Gazeteciler yaşadıkları ülkenin hafızasıdır. Gazetecilere yönelik haksız gözaltı, tutukluluk uygulamalarıyla, cinayetlerle ülkenin hafızası silinmeye çalışılıyor. Demokrasimizin yeşermesi için gazeteci cinayetlerini unutturmamak zorundayız. Tetiği çektirenlerin bulunması için TBMM’de Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etmeye devam ediyoruz.”
‘Toplum da haber alma hakkına sahip çıkmalı’
Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş gerçekleri topluma ulaştırmakla yükümlü olan, kamu yararını birinci önceliği yapan gazetecilerin hep hedef olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Son olarak geçtiğimiz yıl belgeselci-gazeteci Hakan Tosun, sokak çeteleri tarafından öldürüldü. İçinde bulunduğumuz dönem de halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçunun türetildiği bir dönem.
Önemli olan bu dönemde dayanışmayla, güç birlikleriyle gazeteciliği ayakta tutabilmektir. Bunu yaparken sadece basın meslek örgütlerinin değil toplumunda bu dayanışmanın içerisinde olması, haber alma hakkına sahip çıkılması gerekiyor.”
‘Sessiz kalmamak sorumluluğumuz’
Gazetecilere, yayıncılara, yazarlara yönelik baskılara sessiz kalmamanın bir tercih değil, sorumluluk olduğunu vurgulayan Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Başkanı Kenan Kocatürk şunları söyledi:
“Tüm dünyada düşünce ve ifade özgürlüğü, yayınlama özgürlüğü ve haber yapma özgürlüğü, yoğun baskılarla dolu bir dönemden geçiyor. Bugün burada olmak ve sessiz kalmamak bir tercih değil, sorumluluğumuz.
Gazetecilere, yazarlara, yayıncılara yapılan baskı, tehdit ve şiddet eylemlerinin, yalnızca susturulmak istenen seslere değil, tüm topluma zarar verdiğini hepimiz biliyoruz. Yazmanın, haber yapmanın ve yayınlamanın önündeki tüm engeller, aynı zamanda tüm yurttaşların okuma ve haber alma hakkının da önünde engel oluşturuyor.”
‘Gözaltı ülkesine dönüştük’
Türkiye Yazarlar Sendikası 2’inçi Başkanı Mustafa Köz gerçeğin savunucusu yazarlar ve gazetecilerin hayatı onarmak, özgürlükleri yaşatmak, düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına yönelik saldırıları kırmak için mücadele ettiklerini belirtti: “Özgürlüğünden yoksun bırakılan halk, nicedir bu insanlık değerlerinden uzaklaştırıldı. Güce tapmanın doğal olduğuna inandırıldı. Oysa asıl olan hayat ve özgürlüktür.
Son yıllarda ise ‘Büyük gözaltı ülkesi’ne dönüştük. Ölümler, tutsaklıklar sürüyor. Ülke yarı açık cezaevi gibi. Gerçekleri ve hakikat savaşımımı sürdürenler yine tutsak. Ancak bu karanlık elbet kırılacak.”
‘Gazetecilerle okurlar da cezalandırılıyor’
PEN Yazarlar Derneği 2’nci Başkanı Hakkı Zariç ise gazetecilere yönelik hak ihlallerini, cinayetleri gerçekleştiren kişilerin her dönem aynı kişiler olduğuna dikkat çekti:
“Bugün tutuklu bulunan gazeteciler en başta İsmail Arı’yla Alican Uludağ hemen aklımıza gelen gazeteciler. Merdan Yanardağ ve Bilal Özcan da öyle halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak suçundan dolayı yargılanıyorlar. Birisi için ödül olan ceza sistemi, hukuk sistemibir başkası için ceza olabiliyor.
Aslına bakarsanız ceza olmakla beraber burada cezalandırmanın biçimi öç alma biçimine döndü. Evet gazeteciler artık sokak ortasında öldürülmüyor. Fakat bir nedenle haber alma hakkımız engellenerek bir nedenle hapsediliyor.
Bu hapis cezasıyla gazetecilerin bir biçimde ıslah edilmesi ve haber yazma haklarından mahrum edilmesi gerektiği düşünülüyor. Aynı zamanda gazetecilerle birlikte okurlar da cezalandırılmış oluyor. Tutuklu gazetecilerin en kısa sürede serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”
‘Engellemek istisna değil, sürekli oluyor ‘
Martta beş gazeteci gözaltına alındığını, üç gazetecinin tutuklandığını hatırlatan DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu’ysa şöyle konuştu:
“Silivri’de gazeteciler dava takip ediyorlar fakat bu davaları takip etmeleri bilerek ve isteyerek beş kez engellenmiş durumda. Bu da artık bir istisna olmaktan çıkıyor. Süreklilik arz etmeye başladı.
Toplamda 53 hesaba ve 75 içeriğe mart ayında erişim engeli getirilmiş. Yeni Yaşam, Jin News, Ajans Velat, hesapların X hesaplarına ve Mezopotamya Ajansı’nın da sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmiş. Ne yazık ki bu ülkede ne ifade özgürlüğü, ne de basın özgürlüğü var. Her ikisi de olmuş olsaydı şimdi bu saydığım isimlerin en az altısının katillerin ismini buradan rahatlıkla söyleyip yazabilecektik.”
‘Halka haber veren cezalandırılıyor’
Çağdaş Gazeteciler Derneği Danışma Kurulu Üyesi Tevfik Kızgınkaya konuşmasında dayanışmayı büyütmenin önemini vurguladı: “Dün öldürülen gazetecilerimiz vardı. Bugün de tutuklanarak susturulan gazeteciler var. Baskı altına alınan basın yayın organlarımız var. Kapatılan, karartılan ekranlar var. Ceza üstüne ceza yiyen basın yayın organlarımız var.
Neden? Çünkü demokratik ve hukuk devletine yakışmayan, olmaması gereken uygulamaları yani gerçekleri halka haber verdikleri için. Bir ülkede gazetecilik bağımsız ve özgür değilse demokrasi var mıdır?”