Polisiye romanlarıyla bilinen yazar Ahmet Ümit, Türk tipi başkanlık sistemini ‘niyet ne olursa olsun yöntem olarak’ niteleyerek ‘Batı’daki Tayyip Erdoğan algısının Saddam Hüseyin algısına dönüştüğünü’ söyledi.

Evrensel’den Serpil İlgün’ün Ahmet Ümit’le söyleşisinden satırbaşları şöyle:
Gezi ve 17-25 Aralık: Gezi gerçekten büyük bir patlama, büyük bir haysiyeti savunma meselesiydi. Ardından 17-25 Aralık, zamanın başbakanına uzanan, çok ciddi, üstü kapatılamayacak yolsuzlukları açığa çıkardı.
Cumhurbaşkanı: Cumhurbaşkanı evet, bir takım talimatlar veriyor ama hiçbir sorumluluğu yok. Bütün sorumluluk hükümette…
AKP: Bu hareket (AKP), IŞİD gibi radikal İslami bir hareket değil. İslami referansları olmasına rağmen burjuva olmaya çalışan bir hareket. Patlamaya çok müsait bir dava. İş dağılmaya başladığında, yani oylar yüzde 40’ın altına düşmeye başladığında daha net göreceğiz. Çünkü 12 yıl boyunca yapılmış, yasaya aykırı çok iş var. Dolayısıyla yeni bir iktidar geldiğinde, kimin başına ne geleceği belli değil.
Başkanlık sistemi: Fransa’da, Amerika’da başkanlık sistemleri var ama bağımsız yargı, bağımsız parlamento gibi çok güçlü kurumlar var. Başkan her aşamada denetleniyor, böylece diktatörlük olması önleniyor. Erdoğan, “Yargı, yasama benim emrimde olacak, basın da sesini çıkarmayacak” diyor. Buradaki mesele niyet ne olursa olsun yöntem olarak diktatörlük.
Türk tipi başkanlık diye bir şey yok. (Erdoğan) başkanlık sistemi diye bunu (Abdülhamit dönemi) kastediyorsa bilmiyorum. Ama Türk tipi başkanlık değil bunlar, padişahlık.
Mustafa Kemal dönemine baktığımız zaman aynı şeyi yine görüyoruz. Güya partiler açılıyor fakat bütün partiler kapatılıyor. Eğer Türk tipi diye tek parti devletinden bahsediliyorsa bu.
Yaratılan algılar patır patır dökülüyor

Erdoğan ve AKP algısı: İki ay önce Berlin, Frankfurt ve Paris’teydim. Batı’daki Tayyip Erdoğan ve AKP algısı, Saddam Hüseyin algısına dönüşmüş. Dünya liderliğinden, “Oyum bana yeter”e geldik. Yaratılan algılar patır patır dökülüyor. Abdülkadir Selvi’nin “Büyü bozuluyor” dediği işte bu. Ki, bu adam en yandaş adamlardan biri.
Kürt meselesi: AKP oy kaybediyor. Kürt meselesinde politika değişikliğine gidilmesinin nedeni de bu. Çünkü barış meselesi AKP açısından çok büyük bir projeydi. Tayyip Erdoğan buna engel oldu. Süreci patlattı.
Seçimler: Tayyip Erdoğan seçim kaybetmenin kendisi için yaşamsal olduğunu düşünüyor. Bunu bir ölüm kalım meselesi olarak görüyorlar. Kaybedecekleri o kadar çok şey var ki…
HDP: Benim büyük korkum, bir çatışma ortamı yaratılması ve HDP’nin yeniden marjinalliğe doğru itilmesi.
Muhalefet: Türkiye’de otoriterleşme ve giderek yaşam hakkının gasp edilmesi ve bir yaşam tarzının dayatılıyor olması, özellikle de sanatçıysanız, bilim insanıysanız sıkıntı yaratıyor. Dolayısıyla insanlar seslerini duyurmaya başlıyor. Baskıya rağmen, daha etkin ve giderek daha cesur bir biçimde ve çok değişik kesimlerden karşı çıkılıyor.
Bence burada asıl meselemiz, bu olumsuzluğu yaratan yapıya karşı birlik oluşturma meselesi. Ben o açıdan İç Güvenlik Yasası’na karşı parlamentoda HDP, CHP ve MHP’nin ortak bir tavır almasını çok değerli buldum. Giderek daha cesur oluyoruz ama yeterli değil daha fazla cesaret lazım. Mesela HDP’ye desteğin altına çok daha fazla ismin imza atması lazım, keşke kendisini Kemalist diye tanımlayan insanlar da burada olabilselerdi. Çünkü bu hepimizin yararına…