23 Nisan kutlamaları kapsamında çocuklar önemli makam koltuklarına oturtuluyor olabilir; ama gerçek hayatta yoksulluğun, yoksunluğun ve eşitsizliğin tam ortasında büyüyorlar.
TÜİK tarafından bu hafta yayımlanan “İstatistiklerle Çocuk, 2025” raporunda yer alan veriler, bu ülkenin çocuklara nasıl bir hayatı reva gördüğünü bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 2025 verilerine göre Türkiye’de 21 milyon 375 bin çocuk var. Yani bu ülkenin her dört kişisinden biri çocuk. Ve bu çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk ya da sosyal dışlanma riski altında yaşıyor.
Çocuk yoksulluğu yalnızca bir sosyal sorun değildir. Bu, düpedüz sınıfsal bir sonuçtur. Çünkü ücretlerin baskılandığı, kamusal harcamaların kısıldığı, sosyal korumanın zayıflatıldığı her dönemde en ağır yükü en korunmasız kesimler çeker.
Yoksulluk yalnızca boş tencere demek değildir; güvensiz çevre, yetersiz koruma, zayıflayan kamusal destek ve yaşam hakkının aşınması demektir. Tam da bu yüzden çocuk yoksulluğu meselesi, birkaç yardım paketiyle geçiştirilecek bir başlık değil, ülkenin nasıl yönetildiğiyle doğrudan ilgili temel bir siyasi meseledir.
Çocukların sadece bayramda hatırlanmadığı, hayatın içinde de sahip çıkıldığı bir Türkiye mümkün.