Musul’un Türkiye için anlamı aslında dört tarihi ve hukuki ayağa dayanıyor. Bunlardan birincisi, Misak-ı Milli (Ulusal Ant).
Bugünkü Irak, Osmanlı zamanında üç vilayetten oluşuyordu: Musul, Bağdat ve Basra.
Dolayısıyla Musul Vilayeti yüzyıllar boyunca Osmanlı’ya bağlıydı. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken 17 Şubat 1920’de ilan edilen Misak-ı Milli’de de, “Misak-ı Milli sınırları” içindeki toprak parçalarından biri olarak belirtilmişti.
Ankara’nın Musul’la ilgili 2. referansı ise, 1925’te yayınlanan uluslararası rapor.
Musul meselesi 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması’nda çözülememişti. Çünkü Türkiye, Musul’un Misak-ı Milli sınırları içinde yer aldığını söyleyerek işgalci İngiltere’den Musul’u kendisine bırakmasını istemişti.
Akabinde 1923-25 arasında 2 yıl boyunca Türkiye ve İngiltere ikili görüşmelerle bu konuyu çözmeye çalıştı. Çözemeyince de, meseleyi o zamanın Birleşmiş Milletleri olan Milletler Cemiyeti’ne taşıdılar.
Bu kuruluş da 1925’te çok kapsamlı bir rapor yayınladı. Raporda Musul, İngiltere mandası altındaki Irak Krallığı’na bırakılıyordu. Ancak şartlı olarak: Musul, Türkiye ve Irak arasında “tartışmalı bölge” ilan edilmişti. Ve bu bölgede yaşayanların azınlık haklarının ve özel mülkiyet haklarının korunması koşuluyla Irak’a bırakılmıştı. Ki bu koşulluluğa uluslararası hukukta “uluslararası ilgiye mazhar prensipler” deniliyor.
Bunu da aslen Musul nüfusunun çoğunluğunun Irak’ın değil, Türkiye’ninkine yakın olmasına dayandırıyordu. Yani çoğunluğun etnik olarak Arap değil, Türkmen ve Kürt olmasına.