Sınıfsal-kültürel bir genelleme zor ve her genelleme yanıltıcı. Ama gene de bir hipotezim var. Bir kuşak geriye gidince, büyük kentlerde doğmamış ama kısa zamanda maddi açıdan güçlenmiş ‘yeni burjuvazi’ kendisini geçmişten arıtmak istiyor. Ferah ve büyük mekân onların tercihi.
Uzun süre kentsoylu olmuş ve en az iki yabancı dili olan kesim ise daha nostaljik ve farklı yaklaşıyor olaya. Benim ‘bohem burjuva’ dediğim bu kesim, bir gün Noma için Kopenhag’a giderken, ertesi gün Beyoğlu’nun arka sokaklarında, seyyar satıcıdan şırdan yemekten ya da salaş bir ocakbaşında mahalle halkıyla diz dize oturup kadeh tokuşturmaktan haz alıyor.
İşin komiği, benim gastronomi sektöründeki yabancı arkadaşlarım da hep salaş yerleri seviyor. En az üç olağanüstü damağı olan yabancı arkadaşımı İstanbul’da çeşitli lokantalara yolladım. Birinci sıraya hep Kurtuluş Adana Ocakbaşı oturdu.
Peki Ortaköy’deki Harbi Ocakbaşı nasıl? Ferah, temiz ve üstüne üstlük güzel manzaralı bir mekân olmak suç mu? Kesinlikle değil. Tam tersi. Ama gene olayı kültürel-sınıfsal kavrayalım. Harbi Ocakbaşı, Adana’nın yeni ve modern yüzü. Kurtuluş Ocakbaşı ise onun yanında proletarya mekanı.