Neden ve sonuçlarıyla birlikte düşünüldüğünde, altında kaldığımız bu büyük enkazın sadece kaçınılmaz bir ‘doğa olayı’nın eseri olmadığını biliyoruz. Öğrendik ki, fayların harekete geçmesini, toprağın sarsılmasını bir felakete çeviren, üzerindeki insanın yaşama düzenidir, o düzenin çeşitli kriterler bakımından karakteridir. Her deprem sonrası bir kez daha yüzümüze vuran bu katı gerçeği deprem uzmanı Ahmet Ercan en yalın haliyle şöyle ifade ediyor: “Bir ülke iyi yönetilmiyorsa depremin adı ‘afet’ olur!”
Tam da böyle. Deprem bağlamında konuştuğumuz bütün sorunlar, iyi yönetilmemenin dolaysız sonuçlarıdır aslında. Bu bakımdan, deprem bir ayna tutmuştur, ülkenin nasıl yönetildiğine dair. O övünülen otoyollar, koca koca binalar, betona kesmiş kentler, çarpık kentleşmeler, vs. birilerinin hormonlu zenginliğini gösterse de kayda değer bir uygarlığa işaret etmiyormuş meğer. Derin bir yoksulluk ve insan hayatına değer vermeyen devasa bir sermaye birikim ve yolsuzluk sarmalının kuşatmasını deşifre ederek yıkıp geçmiş deprem. Tarifsiz bir felaketin içine iterek, acıyı, yoksulluğu daha da derinleştirerek…