
MURAT SEVİNÇ
Sabah sosyal medyaya bakınca bir tweet serisinin çok ilgi gördüğünü fark ettim. Gazeteci İrem Afşin’in, anasından daha şöhretli oğlu Nazım Özgün İpek bir hikâye anlatmış; beğeniler, paylaşımlar, yorumlar havada uçuşmuş, sabahın köründe moral olmuş insanlara Nazım’ın satırları. Olmayacak gibi de değil, ‘Oh be’ diyorsunuz, ‘Bak bu da var işte‘ heyecanıyla devam ediyorsunuz, ‘Her konuda olabilir‘ inancıyla dolup hatta biraz da sulu gözlülük yapıyorsunuz!
Nazım Özgün’ün satırlarını olduğu gibi alıntılayıp yayınlamak iyi olabilirdi, ancak o durumda yazı yazıya benzemeyeceği için, onun güzel ve çok doğru dille yazılmış cümlelerini anlatmayı, alıntılamayı tercih ettim. Nazım’ın yaşadıklarını ve ilkokul öğretmeni Gönül hanımı kaç kişi okursa o kadar iyi olur bu ülke için.
Nazım söze, “Size eski ama çok gerçek bir hikâyem var, özellikle ilkokul öğretmenleri okursa çok sevinirim,” cümlesiyle başlamış. Bakmayın ‘özellikle’ dediğine, her eve lazım. Ne zor bir şey değil mi ilkokul öğretmeni olmak, bana kalırsa başka hiçbir aşamayla karşılaştırılamaz o yılların güçlüğü, yerinde oturmayı bilmeyen çocukların ev dışındaki ilk ciddi rol modeli olmak, örneğin üniversite hocalığı bana çok daha kolay görünüyor ilkokul eğitmenliğinin yanında.
Hele ki şu sosyal medyada ziyadesiyle heyecanlıların yazıp çizdiklerine, en sıradan gelişmeye dahi gösterdikleri tepkilere bakınca, her defasında bu insanların trafikte sürücü, mahallede komşu, lokantada müşteri ve tabii bir de çocukların ‘velisi‘ olduklarını düşünüp, özellikle öğretmenler için dertleniyorum. Anayasaya, tababete, mühendisliğe, tarıma, iklim sorunlarına, tütün piyasasına ve akla gelebilecek her konuya aynı ölçüde ‘hâkim‘ ahalinin, okul toplantılarında neler yapıp söyleyebileceğini hayal ettikçe içim daralıyor, bu kibir devrinde ‘pedagoji‘ kimi durdurur bu memlekette! Her neyse, Nazım’a dönüyorum…
Nazım, ilkokul öğretmeni Gönül hanımla çektirdiği bir fotoğrafı paylaşmış. Nazım, otizmli bir çocuk, dolayısıyla özel biri ve her özel insan gibi ‘özen’ bekliyor, hak ediyor. O okul ve öğretmeni (okul müdürü Hasan beyle birlikte) Gönül hanım kabul edene dek, ‘sekiz‘ okuldan geri çevrilmişler. Gönül hanım, Nazım’ın annesi İrem Afşin’e, daha önce otizmli çocuk okutmadığını, ancak eğer anlatırsa çocuğu okutacağını söylemiş ve öğrenci-öğretmen ilişkisi böyle başlamış.
Nazım kendisini, ‘otizmli ve hiperaktif, pek konuşmayan ama büyük harflerle yazabilen‘ biri olarak tanımlıyor. Okuldaki ilk günü, Nazım’a bırakıyorum: “Gönül öğretmenim kocaman sarıldı ilk gün, önce ittim onu, annemle ablam dışında kimse dokunamazdı bana. ‘Sen bana alışacaksın çocuğum, bana otizm öğretirsen ben de sana okumanın zevkini öğreteceğim’ dedi, HİÇ unutmadım. Gözünün içi gülüyorsa kötü bişi olmaz diye düşündüm.” Gördünüz mü öğretmenin yaptığını, eşitlikçi ilişki kurma çabasının değerini, neyin ömür boyu ‘HİÇ‘ unutulmadığını.
Ders başlamış, eh Nazım nasıl otursun o kadar süre yerinde, başlamış sınıfta dolaşmaya, diğer çocuklar da peşinde, ‘öncü‘ bir şahsiyet Nazım, diğerleri de onunla birlikte kalkıyor; Gönül Hanım’ın halini hayal edemiyorum! Pes etmiş mi öğretmen, hayır, söz yine Nazım’da: “Haftanın sonunda veliler ben sınıftan atılayım istiyor, annem ısrarlı, Gönül öğretmenim ‘Hallederim’ dedi. ‘Her dersin başında tüm arkadaşlarının kalemlerini topla, git çöp kutusunun başında aç, sınıfı dolaşıp dağıt, ama bir daha derste ayağa kalkmadan dinleyeceksin’ dedi.” Ne güzel bir çözüm denemesi; Gönül hanım, hay Allah dememiş, eyvah dememiş, bu iş olmayacak dememiş, umudunu kaybetmemiş, hiç kolay değil Gönül öğretmen olmak.
Nazım diyor ki bir otizmliyle arkadaş olmak için anlaşma yapılmalıymış, severmiş anlaşmayı, her ders toplamış arkadaşlarının kalemlerini ve hafızası iyi olduğu için isimlerini unutmadan gidip teker teker dağıtıp yerine oturmuş, diğer çocuklar ondaki cevheri görünce daha az dalga geçmişler, onlar da çocuk nihayetinde. Fakat o dört yıl boyunca çocuklar epey eziyet etmiş Nazım’a, fırsat buldukça itip kakmışlar; Nazım onların bir hatası olmadığını, çünkü ailelerin ‘Uzak dur o otistikten‘ diyerek çocuklarını yanlış yönlendirdiğini söylüyor.
Nazım: “Tabii o zaman otizm nedir, ben kimim bilmiyorum. Ama Gönül öğretmenim biliyordu. Okumayı, el yazısını, kurallara göre yaşarsam hayatın daha kolay olduğunu öğretti. Velilerin karşısına dikildi, ‘Hepsi benim çocuğum, burası benim sınıfım, siz anca kapının dışında beklersiniz’ dedi.”
Gönül hanım, devrin Mahmut Hoca’sı belli ki. Ne güzel ve doğru had bildirmiş velilere, ‘had’ sözcüğünün de ‘utanmak’ ile birlikte bir kanunla yasaklandığı memleketimizde.
Nazım: “Hangi çocuk bana vurduysa ‘Dövemezsin, çünkü şiddetle hiçbir şey çözülmez’ dedi. 3. sınıfta -o zaman SBS vardı- Türkiye birincisi oldum deneme sınavında. ‘Gönül hanım iltimas geçmiştir’ diyen velilere ‘Hepinizi Milli Eğitime veririm, Nâzım bütün soruları çözdü’ dedi. Bence yapardı!”
Şu ‘İltimas geçmiştir‘ ifadesi berraklıkla anlatıyor halimizi; iltimas, onsuz yapılamayan, olağan karşılanan, hatta giderek övünülen, ve hatta önerilen, mahcubiyet duygusunu alaşağı edip üzerimizde tepinen, iltimas. Had ve utanmak sözcüklerini yasaklayan o muhayyel kanunla, başımıza tac edilen, iltimas.
Sonrası, Nazım’ın ‘ikincilikle‘ mezuniyeti, ortaokul bulmaktaki malum zorluklar, az gelişmiş ülkenin taze soğanı kimi okul müdürlerinin ‘Öyle çocuk almıyoruz‘ münasebetsizlikleri, sonunda bir okula yaptırılan kayıt, mezuniyet ve en nihayetinde otizmli/aspergerli Nazım’ın üniversiteyi kazanışı. Hacettepe Edebiyat, antropoloji.
Nazım: “Son karnemi ve diploma yerine geçen kağıdı verirken, ‘Okulu siz varsınız diye sevdim, iyi ki siz benim Gönül öğretmenimsiniz’ dedim. ‘Çünkü sen bana az konuşsa bile bir öğrencinin ne çok öğrendiğini gösterdin çocuğum, iyi ki öğrencim oldun!’ dedi, sonra da emekli oldu.”
Bir neslin insana ve topluma bakışının ve kamuculuğun, özenin, emeğin, hiçbir emeğin boşa gitmeyeceğinin, azmin, kararlılığın, şefkatli bir direncin, eğitimci bilincinin onur verici hikâyesi, delikanlı Nazım ile öğretmeni Gönül hanımınki. Başlıktaki ‘hak edilen saygı’ bu yazının neresinde, diye soracağınızı sanmıyorum.
Saygıdeğer Gönül Sözöz öğretmen, saygılarımı kabul edin. Nazım’ın annesi İrem Afşin’i ne kadar kutlasak az. Üniversite öğrencisi delikanlı Nazım Özgün’e, sıkıca sarılıyorum…
İklim krizi notu: Cemil Aksu’nun virüs ve iklim krizine ilişkin yazısını buraya bırakıyorum.