Şu anda ülkenizin okullarında, kışlalarında, cezaevlerinde, hanelerinde çocuklar, gençler, kadınlar, erkekler kötü muameleye, hakarete, dayağa, aşağılanmaya, dayağa, şiddete, işkenceye maruz kalıyorsa…
“Duvarların ardında ne olduğunu” bilmeye hakkınız var…
Ama en çok, sizin de evlatlarınız, kardeşiniz, anneniz, babanız olabilecek insanların seslerini duyurmaya ihtiyacı olmalı.
Mesele sadece şiddet de değil; bu hayatın ve yaşadığımız devrin bin türlü mağduriyeti için de öyle.
“Beyaz gömlekli, eli sopalı” efendilerin, insanları manen, maddeten; ruhlarıyla ve bedenleriyle, hayat ve haysiyetleriyle hırpaladığı her yerde, hukuka, adalete, insan haklarına, temel hak ve özgürlüklere, milletin vekillerinin hassasiyetine, ama ille de aklı, kalbi, vicdanı, muhakemesi kurumamış gazeteciliğe ihtiyaç var.
Dünyanın ve ülkenin daha iyi, daha insanca bir yer haline gelmesi; gözünü, kulağını, ağzını kapatarak onun zaten çok iyi olduğunu zannetmek veya mecburen öyle kabullenmekle değil, tüm sopacı zalimler ile tahakküme, buyruğa, şiddete maruz kalmış tüm mazlumları görebilmekle mümkün.
O yüzden, bağımsız ve özgür, aynı zamanda hakkaniyetli, namuslu gazetecilik,“insandan yana gazetecilik” her birimizin hakkı ve temel ihtiyacı.