
KADRİ GÜRSEL
2015’in 7 Haziran akşamına kadar Türkiye’de olup bitenler hayatın akışına uygundu.
AKP’nin, çözemeyip biriktirdiği sorunlar nedeniyle anlamlı bir oy kaybı yaşayacağı, seçimin yaklaştığı günlerde öngörülebilir hale gelmişti.
Meclisten AKP’siz bir hükümet çıkmasını önleyen Bahçeli’nin ardından Erdoğan’ın da AKP-CHP koalisyonunu engellemesiyle Türkiye’de siyaseti sıfırlayacak olan süreç başladı.
1 Kasım zemininde siyaset iki biçimde bitti
‘Tekrar seçimler’e giderken PKK’yla başlatılan savaş ve 10 Ekim’deki Ankara saldırısının seçmende yol açtığı benzersiz terör ve kaos korkusu, AKP’nin 2011’den beri kaybede geldiği oyları geri alarak tek parti iktidarını konsolide etmesini sağladı.
Keşke 1 Kasım seçimlerinin sonucu, otoriter bir tek parti iktidarını azınlığa düştükten beş ay sonra rehabilite etmekle sınırlı kalsaydı…
Daha dramatik bir sonucu oldu 1 Kasım’ın: Türkiye’de partiler eliyle yürütülen parlamenter siyaseti tıkayarak işlevsizleştirdi.
7 Haziran, Türkiye’nin hukuksuz ve keyfi yönetilmesinden kaynaklanan birikmiş sorunlarını koalisyonlar yoluyla hafifletmenin imkanını siyasete sunmuştu.
1 Kasım zemininde ise siyaset iki biçimde bitti.
7 Haziran sonucunu beğenmeyip seçimi kazanmak üzere tekrar ettiren Erdoğan’ın AKP’ye müdahaleleri, bu örgütü her türlü siyasi otonomiden uzak, işlevi Cumhurbaşkanı’nın kişisel gündemini yürütmekle tanımlanmış bir aparata nihai biçimde dönüştürdü.
Muhalefet ise CHP’si, MHP’si ve HDP’siyle birlikte, ama her biri için geçerli olan farklı nedenlerden ötürü, tekrar seçim kampanyasında zihnen ve bedenen mefluç olup, sonrasında ise şaşkın ve etkisiz kaldı.
Ve rejim, Türkiye’nin temel sorunlarını çözmeye yeter kapasiteyi haiz olmadığı için, mevcut sorunlarımıza bir de ‘terör sorunu’nu ekleyerek partisine seçimi kazandırdı. Çünkü terör sorununu sadece kendisinin çözebileceğine hedefindeki seçmeni ikna etmişti.
Rejimin, partisini yeniden iktidar yaparak kazandığı zaman, Türkiye’nin kayıp zamanı olacaktır.
1 Kasım 2015’e gelene değin Türkiye’deki bağımsız kamu kurumları yok edilmiş, yargı iktidarın iradesine tabi kılınmış, parlamento işlevsizleştirilmiş ve medya özgürlüğü ortadan kaldırılmış, velhasıl geride rejimin tek elde toplanan keyfi gücünü kontrol edip dengeleyecek herhangi bir faktör kalmamıştı.
Bu işlevi belki, seçmenin sandığa yansıyan iradesini doğru okuyup değerlendiren bir siyaset yerine getirebilirdi.
Ancak 1 Kasım da siyaseti bitirince 2015 Türkiye’nin ‘sıfır yılı’ oldu.
Sanılmasın ki ‘sıfır yılı’ terimini kurumların, kontrol ve denge güçlerinin ve de siyasetin külliyen sıfırlandığı yılı işaret etsin diye kullanıyorum.
Erdoğan’ın en büyük hasmı kendi hataları olacak
‘Sıfır yılı’, bir ülkede devlet ve toplumun güce el koyan mutlak irade tarafından baştan sona dönüştürülmesinin yolunun açıldığı yılın adı…
Ülkenin siyasi takviminin yeniden başlamak üzere durduğu an. Çünkü ‘sıfır’ın anlamı budur.
2015 Türkiye’nin sıfır yılı olabildiği için 2016 Erdoğan için ‘yıl bir’ olacak. Anayasal başkanlık rejimine geçiş için daha neler yapabileceğini hep birlikte göreceğiz.
Sıfır yılında seçim kazandıran savaş ‘yıl bir’de başkanlık rejimi planlarıyla koordineli bir seyir izleyecek. Bu savaş aynı zamanda MHP ve HDP’yi farklı biçimlerde eritmenin bir siyaset mühendisliği vasıtası da olacak.
Kuşkusuz, İslamcı toplum mühendisliği bir abanma halinde, hızlanarak devam edecek.
Kuşkusuz ki muhalif aydınlar, gazeteciler ve sivil toplum üzerindeki baskılar da aynı oranda artırılacak ve rejimin otoriter karakteri daha da pekişecek.
2015 sıfır yılı olduğu içindir ki ‘yıl bir’de Erdoğan’ın en büyük hasmı kendi hataları olacak.