Osmanlı döneminden buyana bu topraklarda terzilik zanaatı büyük ölçüde Ermeni, Rum ve Yahudi zanaat ustalarının ellerinde şekillenir. Bu ustalar ince işçilikleriyle, yetenekli makaslarıyla sadece modaya yön vermekle, insanları giydirmekle kalmamış, zanaatın dilini yazarken geleceğini şekillendirecek ustaları da yetiştirerek kuşaktan kuşağa bir kültürel geçirgenliği de biçip dikmişlerdir.
Bugün Ankaralı terzilerin hangisine gitseniz, anlatılan hikâyenin derinliğinde o ustaların izini mutlaka bulursunuz.
İzmir Caddesi’nde Efes Pasajı’ndayız. Bayram Usta’nın kapısını çalıyoruz.
1963 Kırşehir doğumlu olan Bayram Uruç 11 yaşında ilkokulu bitirir bitirmez bir başına Ankara’ya gelir ve terzi çıraklığına başlar. Birkaç ay akrabalarında kalan Bayram daha sonra çırak olarak girdiği dükkânda yatıp kalkar. 13-14 yaşında ise artık aldığı parayla ayrı bir eve çıkar. Bayram Usta yoksulluğun çocukları nasıl gurbet yolcusu yaptığını şu sözleriyle anlatıyor: “Biz köyde 11 kardeştik. Köyde kalsam ne yapacaktım? Arkada bir şey yok. 1000 dönüm arazin var, çalış desen yok, hiçbir şey yok. Ya çoban olacaktın ya çiftçilik yapacaktın. Mantıklı olarak çıktım geldim.”