İsrail’in, İran’ın başkenti Tahran’da bulunan petrol depolarını vurmasından günler sonra kent sakinleri baş ağrısı, göz-cilt tahrişi ve nefes darlığıyla boğuşuyor.

İsrail 8 Mart gecesi yaklaşık 10 milyon nüfuslu Tahran’ın birçok bölgesindeki petrol depolarını vurmuştu.
Tahran, gece boyu süren yangınlar nedeniyle siyah bulutlarla kaplı bir 9 Mart sabahına uyanmıştı. Gökyüzünden kül yağıyordu. Evlerin ve araçların yüzeyi siyaha boyanmıştı.
Petrol parçacıklarından kuruma ve kükürtdioksite kadar çeşitli kirleticiler şehri örtüyordu. Saatler sonra başlayan yağmurla birlikte şehre petrol yüklü zehir yağdı. İranlı yetkililer ‘maske takmadan dışarıya çıkmayın’ diye halkı uyarıyordu.
The Guardian’ın haberine göre İsrail bombardımanlarından günler sonra bile petrol depoları yanmaya devam ettiği için milyonlarca kentli ciddi sağlık sorunları yaşamaktan korkuyor.
Tahranlılar şimdi göz-cilt tahrişi, baş ağrısı ve nefes darlığından muzdarip. Uzmanlarsa bu belirtilerin uzun vadede kalp-damar hastalıkları, bilişsel bozukluklar, DNA hasarı ve kanser riskinin habercisi olabileceği konusunda uyarıyor.
İsrail, Tahran ve çevresindeki dört yakıt tesisini hedef almıştı: Kuzeybatıdaki Şahran deposu, kuzeydoğudaki Akdasiye petrol deposu, güneydeki Tahran rafinerisi ve batıdaki Şehid Dolati tesisi.
İran, saldırıları ‘eko-kırım’ diye nitelemişti. Bu kavram doğaya ağır ve geniş çaplı ya da uzun vadeli zarar verme niyetiyle işlenen eylemleri ifade ediyor.
Uydu görüntülerine göre Tahran rafinerisi ve Şahran deposu saldırıdan iki gün sonra hala yanıyordu. Dahası, Avrupa Uzay Ajansı uydusunun saldırıdan tam 10 gün sonra çektiği görüntü söz konusu iki deponun için için yanmaya devam ettiğini gösterdi.

‘Umduğumuz bu değildi’
İran’da birtakım rejim karşıtı kesimler başta ABD ve İsrail’in askeri müdahalesini destekliyordu. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney 28 Şubat’ta öldürülünce de ‘yıllardır bugünü bekliyorduk’ diye kutlamışlardı.
Öyle ki, aynı gün New Yorker’a anonim konuşan bir İranlı yazar, ‘‘En büyük dileğim rejimin düşmesi ve Hamaney’in iktidarının sona ermesiydi’’ diye sevinmişti.
Gelgelelim sivillerin öldürülmesi, market raflarının boşalması, internet bağlantılarının çökmesi ve yakıt altyapısının zarar görmesi sonucunda yaşayamaz hale gelen rejim karşıtı İranlılar askeri müdahaleye sırt çevirmeye başladı.
Nitekim aynı İranlı yazar iki hafta sonra (11 Mart) ‘‘Umduğumuz bu değildi’’ deyip şöyle ekliyordu: ‘‘Yarının garantisi kalmadı.’’

‘Gıda, su ve havanın kirlenmesi ciddi sonuçlar doğurabilir’
İranlı doktorlar yurttaşları asit yağmuruna karşı uyararak dışarıda uzun süre kalmamak, kirlenen kıyafetleri giymemek ve N95 solunum maskesi takmak gibi tavsiyeler verdi.
Bir Tahranlı, acil su kaynağı olarak kullandığı açık havuzunun saldırılardan sonra siyaha döndüğünü anlattı. Sokakların da kaygan ve siyah bir tabakayla kaplandığını söyledi.
Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus saldırıların sağlık risklerine gebe olduğunu belirtti: ‘‘Gıda, su ve havanın kirlenmesi özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için ciddi sonuçlar doğurabilir.’’
Öte yandan çatışmalardaki diğer saldırılar da ciddi çevresel hasara yol açtı. Örneğin İran’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) en büyük limanı ve petrol depolama tesisi Fujairah’a saldırmasının ardından denizin üstünde kocaman duman bulutları görüldü. Ayrıca ABD-İsrail’in saldırdığı bazı gemilerden denize petrol sızdı.

Kalıcı sağlık sorunları ortaya çıkabilir
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), önceki çatışmalardan görüldüğü üzere büyük petrol yangınlarının veya sızıntılarının geniş çaplı çevresel kirlenmeye ve ciddi sağlık risklerine yol açtığını vurguladı.
UNEP kirliliğin yeraltı sularına sızarak tarım ürünlerini ve dolayısıyla gıda zincirini etkileyebileceğini belirtti.
University College London’da kimya profesörü Andrea Sella’ysa uzun vadeli sağlık risklerine dikkat çekti: ‘‘İçme suyu kaynaklarının kirlenmesi muhtemel. Bu tür yangınların dumanı son derece zararlı. Gelecekte solunum yolu başta olmak üzere diğer kalıcı sağlık sorunları ortaya çıkabilir.’’