CANAN COŞKUN
canancoskun2@gmail.com
@canancoskun
Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Kasım 2015’te öldürülmesiyle ilgili üç polis ve bir PKK’lının yargılandığı dava bugün Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Heyet, avukatların usulle ilgili tüm taleplerini reddetti.

Mahkeme heyetinin kararıyla salgın nedeniyle duruşma salonuna kısıtlı sayıda avukat alındı. Salona yalnızca Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan onaylı AA, DHA, İHA ve Habertürk’ün muhabirleri girdi.
Duruşma başında salonda yaklaşık 20 polis vardı. Duruşma salonunda bulunanların aktardığına göre davada şunlar yaşandı:
Sanık polisler duruşmaya gelmedi
Sanık polisler duruşmaya gelmedi. Elazığ, Malatya ve Hatay’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılıp duruşmaya gelmek istemediklerini söylediler. Elçi ailesinin avukatları buna itiraz etti ancak heyet itirazı reddetti.
Sanıkların bulundukları duruşma salonunda naip hakim de yoktu. Avukatlar buna da itiraz etti ancak mahkeme heyeti naip hakimin bulunmamasının usule uygun olduğunu belirterek itirazı reddetti.
SEGBİS bağlantısı bundan sonra kesildi. Avukatlar, sanıkların bulunduğu yerdeki sorgusu sırasında orada bulunmayı talep etti ancak bu talep de reddedildi.
Üç duruşma savcısı görevlendirildi
Davada üç de duruşma savcısı görevlendirildi. Heyet, davanın önemli olması nedeniyle böyle bir uygulamaya gidildiğini söyledi.
Duruşmanın öğleden sonraki oturumunda ise Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi söz aldı. Elçi, “Buraya gelene kadar size güvenim tamdı” dedi. Heyet, Elçi’nin uyarılmasına aksi halde salondan çıkarılacağına dair karar aldı.
Bunun ardından avukatlar heyetin bağımsız ve tarafsız davranmadığı gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulundu. Ancak heyet talebi dikkate almadı ve avukatları salondan çıkarmakla tehdit etti. İtirazlar sürünce heyet talepleri dinledi ve müzakereye çekildi. Red kararının incelenmesi için üst mahkemeye yazı yazmaya karar veren heyet, bir sonraki duruşmanın 3 Mart 2021’de yapılmasına hükmetti.
‘Yargılama yok, mahkeme de yok’
Duruşmadan sonra avukatlar adliye önünde basın açıklaması yaptı. Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın duruşmada olanları aktararak şunları söyledi:
“Adil bir yargılama yapılması için talep ettiğimiz hususları reddeden, arkadaşlarımızı salondan atmakla tehdit eden bir heyetle karşı karşıyaydık. Türkiye’nin son dönemlerdeki özetiydi bu duruşma. Avukatsız bir yargılama için bir duruş var. Mahkemenin tarafsızlığını yitirdiği ortada. Artık bu mahkemeden adil bir yargılama çıkma ihtimali yok. Karartılmış delillerin üstüne bina edilmiş bir yargılama var. Meseleyi kapatmak istiyorlar ve buna da yargılama diyorlar. Burada bir yargılama yok, teknik olarak bir mahkeme de yok. Bu yargıçlarla yol almak mümkün değil. Biz bu cinayetin failleri ve cinayetin arkasındaki güç ortaya çıkarılana kadar devam edeceğiz. Gerçeği bulana kadar çabamız devam edecek.”
Türkan Elçi’nin engellenen beyanı
Türkan Elçi ise duruşmada mahkeme heyeti tarafından engellenen beyanını okudu. Elçi’nin beyanından öne çıkan kısımlar şöyle:

“Geçen beş yıl, ölüm hakikatinin acısından hiçbir şey eksiltemezken ne yazık ki ilgili makamların işlenen menfur cinayetin faillerinin bulunması yönündeki isteksizliği, çeşitli kaygı ve saiklerle mağduriyete karşı kayıtsız kalması ve sessizliği yeğlemesi umutlarımızın azalmasına neden olmuştur hâkim bey.
Adalet dağıtıcısı olarak addedilen makamınıza saygımız var, çünkü mağdur vekili olarak yapılan haksızlıkların adaletle buluşması için hukuka inanan bir insanın ruhunun mahkeme duvarlarında izi var. Haksızlığın nereden geldiğine bakmaksızın karşı koyan bir insanın ruhu. Bu ruhun bir hukukçu için elzem olduğunu, bir hukukçunun her şeyden önce insana insan olarak değer vermenin gerekli olduğunun idrakine varmış bir hukukçunun ruhu.
Şu an önünüzdeki dosyada maktul olarak geçen kişinin, insan haklarının evrensel ilkelerine inanan, ahlaki boyutunu kavrayıp içselleştiren, her türlü ideolojik, siyasi, dini görüşten münezzeh birinin; bir sonbaharın kasımında savaşsız ve huzurlu bir yaşamın tesisi için dudaklarından dökülen son sözlerinin sesi hala kulaklarımızda hâkim bey. Gidenler gider, bir daha dönmez. Ölüler konuşamaz, geride sesleri kalır hâkim bey. Dar bir sokağın dar anında ‘Savaşlar, çatışmalar, operasyonlar bu alandan uzak olsun’ cümlesi yankılanır. Bu sese aksiseda olabilecek tek ses, adaletin ulvi sesidir hâkim bey. Elimiz yüreğimizde, kulaklarımız kirişte adaletin sesini beklemekteyiz hâkim bey.
‘Adalet mülkün temelidir’ dediniz biz buna hep inanmak istedik. Bu mülk kimindir hâkim bey? Bir mülkte yaşanan her mağduriyet bir başkasının mutsuzluk kaynağı olabiliyor hâkim bey. Biz bu mülkte zulüm gördük, mağdur olduk; yaşadığımız haksızlığın adilane bir kararla sonuca bağlanması halinde benim kişisel mağduriyetimin giderilmesinden daha ziyade, farklı etnik köken ve inançtan müteşekkil Türkiye toplumunun bir arada yaşayabilme umudunu yeşertebilme açısından ve yaşanan haksızlıklar neticesinde kırgınlıkların ,küskünlüklerin bir nebze de olsa ortadan kalkmasına olanak sağlayacağından emin olun hakim bey. Çünkü Tahir Elçi’nin katledilmesi Türkiye’de yaşayan çoğu insan tarafından esefle karşılanmış, adaletin gerçekleşmesi yönünde bir beklenti içine girilmiştir . Bu mülk hepimizindir, adalet hepimizin olmalı hâkim bey.
Adalete dayanmayan bir mahkeme salonundan çıkacak olan bir karar, güçlülerin güçsüzlere karşı üstünlüğünden başka bir şey olmayacaktır hâkim bey. Çektiğimiz bunca acıyı, mağduriyeti dipsiz karanlık bir mezbura kapatıp üzerini betonla örtmeye çalışıp vebal yüklenmeyin hâkim bey.”
Adliyeden izlenimler
Adliyenin bulunduğu cadde polis kordonuna alınmıştı. Adliyenin önüne gelince binanın etrafının polis bariyerleriyle çevrildiği, bunlara ek olarak zırhlı araçların da olduğu görülüyordu. Adliye binasının üstünden askeri helikopter uçarken manzara savaş filmlerini aratmıyordu.
Adliyeye gelenler iki güvenlik noktasından geçti. İlkinde Hayat Eve Sığar (HES) kodu polise gösteriliyor ve çok hassas bir X-Ray cihazından geçiliyordu. Buradan geçince ikinci noktada vezne gibi bir yere kimlik belgesi teslim ediliyordu. Elimize üzerinde, “Sorgu yapılmıştır” yazan bir kağıt verilince Genel Bilgi Taraması’na (GBT) girdiğimizi anladık. Bu noktadan da geçtiğimizde adliyeye girmeye hazırdık.
Davanın görüleceği salonun bulunduğu koridora girince duruşmanın hangi salonda yapılacağını kolayca anladık. Binanın dışındaki polis önlemi duruşma salonunun önünde de devam ediyordu. Uzun koridorun sağındaki ve solundaki banklarda yüze yakın polis oturuyordu. Salondan çıkan sivil giyimli kişiyi gören polislerin ayağa fırlaması üzerine üst düzey bir polisin de duruşmaya geldiğini anladık. Diyarbakır Emniyeti adeta adliyeye taşınmıştı.
Duruşma saati yaklaşırken koridordaki güvenlik önlemine ellerinde kalkan, cop ve kask taşıyan 20’ye yakın polis de eklendi.
Duruşmayı çok sayıda milletvekili, sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve hak savunucusu takip etti. Duruşmayı izleyenlerin listesi şöyleydi:
CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Alpay Antmen, HDP’li milletvekilleri Hişar Özsoy, Necdet İpekyüz, Dersim Dağ, Mehmet Rüştü Tiryaki, Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık, İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın, İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, Gaziantep Barosu İskender Kahraman, Adana Barosu Başkanı Veli Küçük, Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Sabri Çepik, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Uluslararası Af Örgütü, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Hrant’ın Arkadaşları, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’ndan Sema Kılıçer.
Ne olmuştu?
Tahir Elçi, 10 Ekim 2015’te 103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamından sonra IŞİD’i konuşmak üzere 15 Ekim 2015’te CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın hazırlayıp sunduğu Tarafsız Bölge programına katılmıştı. Programda Ahmet Hakan’ın sorusu üzerine, “PKK terör örgütü değildir” diyen Elçi hakkında bir linç kampanyası başlatılmıştı.
Ölüm tehditleri alan Elçi hakkında, ‘örgüt propagandası’ yaptığı iddiasıyla 19 Ekim 2015’te yakalama kararı çıkarıldı. Diyarbakır Barosu’ndaki odasında gözaltına alınan Elçi, İstanbul’a götürüldü. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tutuklaması talep edilen Elçi, yurtdışına çıkışı yasaklanarak serbest bırakılmıştı.
Elçi serbest bırakıldıktan 38 gün sonra, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Suriçi ilçesinde Dört Ayaklı Minare’nin ve tarihi kültürel mirasın zarar görmemesi için yapılan basın açıklamasının ardından çıkan çatışmada öldürüldü.
Elçi’nin öldürülmesinden sonra 111 gün boyunca olay yeri incelemesi yapılmadı. Savcılığın gerekçesi şehirde devam eden çatışmalardı. Ancak 17 Mart 2016’da yapılan olay yeri incelemesinin ardından yayımlanan bilirkişi raporunda, Elçi’yi vuran atışın hangi silahtan yapıldığının ‘tıbben ve fiziken tespit edilemeyeceği’ belirtildi.
Görüntü kayıp, polislerin ifadesi yok
Elçi’nin öldürüldüğü sırada orada bulunan basın mensuplarının ve polislerin kameralarının görüntüleri de incelemeye alındı. Polisin yaptığı kamera kaydında cinayet gününe ait 13 saniyelik görüntünün kayıp olduğu ortaya çıktı. Soruşturma dosyasında tanık yapılan polislerin ifadeleri suikastten aylar sonra alındı. Şüpheli polislerden ikisinin ifadesi Ocak 2020’de, diğerinin ise Ocak 2019’da alındı.
Adli mimarı çalışması yapıldı
Diyarbakır Barosu tarafından Elçi’nin öldürülmesine ilişkin soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmesi için kurulan soruşturma komisyonu, soruşturmanın tıkanma aşamasına gelmesi nedeniyle 2016’da mimarlar, tasarımcılar, sanatçılar, yazılımcılar, gazeteciler, filmciler ve hukukçuların adli mimarı alanında çalıştığı Forensic Architecture’a başvurdu.
Kuruluş, komisyonun sağladığı görsel, işitsel ve belgesel deliller üzerinde inceleme yaptı ve olayların kronolojik gelişimi esas alınarak üç boyutlu bir dijital model oluşturuldu. Sonuç olarak olaya dair mekansal bir araştırma yapıldı. Çalışma sonucunda 2018 yılının sonunda olay yerindeki polis memurlarına yönelik kuvvetli suç şüphesine işaret edildi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olaydan beş yıl sonra Mart 2020’de üç şüpheli polis ve bir PKK’lı hakkında hazırladığı iddianamede polislerin bilinçli taksirle öldürmeye sebebiyet verme suçlamasıyla üç yıldan dokuz yıla kadar hapsi istendi.
PKK’lı şüphelinin ise üç kez ağırlaştırılmış hapsi talep edildi.