Sunay Akın'a açık mektup
S

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

Sunay bey eminim sizi de Zahrad’ı severek okuyan şairler arasında sayabiliriz.

Hepimizin içinde bir Zahrad şiiri var sanki, muzipçe, kendisiyle dalga geçen, içinde şaka ve çocuk büyüten bir şiir. Bir zamanlar ben Kediler kitabına meftundum. Bağımsızlık ve sokak kokardı Kediler. Mütevazı ama müthiş güzel bir mizah karşılardı her dizede. Umursamazlık demek isterdim ama öyle değil, hayatı ve yalnızlığı incelikle çoğaltan şiirler her biri. Şiir ve kedi ve Zahrad yan yana gelmemiş sözcükleri bizim için güzel kılan onca ayrıntı ve sakin imgeler toplamı.

Zareh Yaldızcıyan (Zahrad)…

Gigo: Sokağın nüktedan ve direngen filozofu

Bi’ Âlem Gigo‘yu okuyunca Kediler’in pabucunu dama atmadım ama başucu kitabım değişti.

İstanbullu Ermeni edebiyatının büyük ustası Zahrad’ın Bi’ Âlem Gigo‘su, şiir dünyamıza Gigo adlı olağanüstü bir karakter armağan eder.

Orhan Veli de ağaca attığı taş düşmediği için üzülen bir şair değil miydi? Eskileri alıp yıldız yapmıyor muydu, şiir yazıp eskileri almıyor muydu?

Gigo için, Zahrad’ın ‘öteki‘yle kurduğu hemhal olma biçiminin, empati ve derin bir şefkatle harmanlanmış halidir, diyor Ohannes Şaşkal.

İnsana, doğaya ve sokağa dosttur Gigo; nüktedandır, hüzünlüdür, muziptir. Kimi zaman evsiz bir avaredir, kimi zaman da gökyüzüne bakarak hayaller kuran bir filozof çıkar şiirde karşımıza.

Gigo, kent alt kültürünün, yoksulluğun ve gündelik yaşamın sınavlarını sırtında taşıyan bir sınıfın temsilcisidir. Yoklukla amansız kavgası sürer Gigo’nun. Ama ne olursa olsun kavga onu asla boyun eğmeye, el açmaya ya da gururunu ezdirmeye götürmez. O, sınıfının da kendi varlığının da son derece farkındadır. Hayatı ciddiye almaz gibi görünür, dalgasını geçer; bazen bulutların üstüne kurar evini, bazen bir gece sisini yorgan yapar. Aman aman mevsim kışa dönüp kar, yağmur bastırınca gariplerin omzuna binen yük amansızlaşır. Gigo işte o soğukta bile kedilerin mırıltısıyla ısınmayı, toprakla güneş arasındaki o mütevazı yerini sevmeyi bilir.

Orhan Veli’nin paltosunu sattığı kişi Gigo değildir kesinlikle. O paltoyu alıp sokakta kostak gidenin arkasında başını sallayarak mırıldanan kişidir Gigo.

Edebiyat tarihimizde Orhan Kemal’in Bekçi Murtaza’sına komşu kıldığım Gigo, emeğiyle var olma arzusundadır. Zaman zaman ‘Müsü Gigo’ olarak anılmak ister. Kendinden caymak ve yükselmek için değil inanın görülmek, saygı duyulmak ve emeğinin karşılığını almak onun da hakkıdır çünkü.

Bütün evler birbirine benzer
Bütün ev halkı birbirine
Gigo’ya kem gözle bakmayın
Müsü Gigo’dur o kendi mahallesinde

Mahalle desen benzemez mahalleye
Ev desen benzemez eve
Gigo desen benzemez
Müsüye
Acayip bir dünyadır bu

Kente dahil olamayanların mahalle özlemi

Ben galiba bu sıralar komşum Mıgırdiç Margosyan’ı ve ağabeyim Bay Tomo’yu çok özlediğimden sürekli aynı mahallede dolaşıyorum.

Size bahsetmek istediğim şey başka. Keşke Erdoğan Alkan’ın Fransız şiirini bildiği kadar memleketimizde yazılan şiiri bilseydim. Belki o zaman Baudelaire kitabında söz ettiği etkilenmeleri, esinlenmeleri, çeviri hatalarını dile getirir, şiirimizi karşılıklı konuşabilirdik. Ama anca ve sadece Türkçe biliyor ve sadece bir dilde düşünüp yazmaya ve okumaya çalışıyorum ne yazık ki.

Cem Yayınevi ve Şiiriçi Hatlar Vapuru

Kaza Süsü kitabınızı anımsıyorum Sunay bey.

Biri çıkıp öldürsün beni
ve kaza süsü versin
cansız bedenime

Cem Yayınevi’nin o müthiş sade kapakları. Şiire ne güzel yakışırdı o kapaklar. Şiiri sevmemizde çok emekleri vardır, hayatımıza çok güzel şiirlerin katılmasına yataklık ettikleri için minnet ve saygıyla Cem Yayınevi hatıralarına…

Man on a dark stage with arms outstretched, wearing a black shirt, in front of a large crescent moon projection behind him.
Sunay Akın… Fotoğraf: Instagram

1996’da yayımlanmış Kaza Süsü. Sizin bir şiirinizi anımsıyorum bu kitaptan: Şiiriçi Hatlar Vapuru. Zahrad da Bi’ Âlem Gigo’da bir şiir yazmış. Ohannes Şaşkal ‘Vapur Hizmeti’ olarak çevirmiş Türkçeye.

Sizin şiirinizi ve Ohannes Şaşkal çevirisiyle Zahrad’ın şiirini yan yana koyuyorum; ama hepsini değil. Hem zaten birkaç bölümünü okuyunca ne demek istediğim açığa çıkıyor:

Nâzım Hikmet vapuru                               Taniel Varujan vapuru ihtişamlı
deniz ile arasına                                       Bacasında geniş bir çiftçi avcu
dökülen asfaltı kırar                                  Ekmeğin Şarkısı’nı anlatır deniz kıyısına
ve özürlüğüne kavuşturur                         Köpükten kopuveren su damlacıkları
salacak iskelesini                                      Odalık’ın sedef ensesinde – bir bir
batmak pahasına                                      İnciye dönüşürler oysa

(…)                                                                 (…)

Attilâ İlhan vapuru                                    Vahan Tekeyan vapuru temkinli
keyifle yarar suları                                    Geçer bir iskeleden ötekine
içinde çünkü sevgililer öpüşür                  Yağmur sessizce yağarken
ve güvertesinde                                        Kendisini ağlatacak ölçüde etkileyip
sigarasını rüzgâra karşı yakan                   Ardında bir hatıra bırakmadan – yanından
bir katil üşür                                            Tesadüfen geçen – o güzeli bulmak uğruna

(…)                                                                 (…)

Cemal Süreya vapuru                               Mateos Zarifyan vapuru
akşamüstleri giyince                                 Geçtiği gibi deniz kıyısından
ışıklı elbisesini                                          Çam ağaçları şarkı söyler hep birden
ince bir duman savurarak havaya            Ve bir kızcağız – ki yanılıp da
dansa kaldırır                                           Güneş yerine ayla sevişmiş ya –
kız kulesini                                               Sual eder –  “niye ağlar mimozalar?” diye

Denizde kesişen rotalar ve edebi akrabalık

Siz de hak verirsiniz ki iki şiir arasındaki benzerlik insanı gülümsetiyor. 10 Mayıs 1924 Nişantaşı doğumlu Zahrad. Siz de 1980’den beri doğum gününüzü kutlamıyorsunuz ve 1962 doğumlusunuz. Bazı ansiklopedik kaynaklarda ezbere yazdığı gibi 20 değil efendim 21 Şubat 2007’de hayata veda etti Zahrad. İyi ki siz hayattasınız.

Two men sit on grass outdoors, smiling and talking; one holds a pipe in his mouth.
Zahrad (solda) ve Ara Güler.

Sizin şiirinizde Nâzım Hikmet, Can Yücel, Attila İlhan, Edip Cansever, Orhan Veli ve Cemal Süreya vapurları yer alıyor. Zahrad’ın şiirindeyse Taniel Varujan, Misak Medzarents, Bedros Turyan, Vahan Tekeyan, Rupen Sevak, Mateos Zarifyan.

Zahrad sizin Beyaz Adam şiirinizi çevirip 1994 kışında Norsan dergisinde yayınlamış. Derneğin sitesinde de yazdığı üzere:

1946 yılında bir grup genç Mıhitaryanlı tarafından kurulan Pangaltı Lisesinden Yetişenler Derneği (PLYD) azınlık okullarına ait ilk mezunlar derneği olma özelliğini taşıyor. Kurucuları arasında ileriki yıllarda İstanbul Ermeni cemaati içinde önemli yer edinecek Zareh Yaldızcıyan (Zahrad) Ara Garmiryan, Garabet Ersan Togo Acemoğlu ve Arto Haçaduryan gibi dönemin aydın isimleri vardır.

Yani Zahrad sizin bir şiirinizi çevirmiş derneğin dergisi Norsan’da anadlinde, 1994 kışında, okuyucuların ilgisine sunmuş.

Zahrad bu, yazar da çevirir de.. Oktay Rifat da çevirmiş Ohannes Şaşkal da..

Matematiği buradan kurunca, sizin şiirlerinizi okurken Zahrad’ın bir de Batı Ermenicesiyle yazan şairlerden mütevellit bir Vapur Hizmeti kurmak istemiş olabileceğine çıkıyor yolumuz.

Siz bu benzerliğe ne diyorsunuz Sunay bey? Ohannes Şaşkal ‘Vapur Hizmeti‘ şiirini Türkçeye ilk kendisinin çevirdiğini söylüyor ki Bi’ Âlem Gigo 2024 sonlarına doğru yayınlandı. Her ne olursa olsun böyle bir akrabalık var ve ben bu akrabalığa tanık olmaktan mutluluk duyuyorum. Kim kimi etkilediyse, kim kime esin olduysa, kim kimin yeniden yazmasına alan açtıysa çok güzel olmuş.

Bizim de bu zamanın akışını Zahrad’a soramayacağımıza göre zamanı tek taraflı yormamızın da anlamı olmasa gerek. Bence güzel bir akrabalık bu karşılaşma.

Sunay bey, bu vapurların sis düdüklerini kimin önce öttürdüğünün bir önemi yok, neticede ikinizin gemisi de aynı denizde seyrediyor… Ama siz yine de tedbiri elden bırakmayın; bakarsınız Gigo bir gece gizlice sizin güverteye sızar, cebindeki yamalı düşlerden birini bırakıp Orhan Veli’nin sattığı o meşhur paltoyu da kapıp kayıplara karışır!