Sultan Özer: 'Sınıf atlayan' sendikacıların sessizliği

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ülkede açlık ve yoksulluk artık öyle bir noktaya ulaştı ki, nereye kulak verseniz aynı haykırış yükseliyor: “Geçinemiyoruz.” Ocak ayında alınan maaşlar birkaç ay içinde eridi, alım gücü adeta buharlaştı. Hesaplamalara göre ücretlerin satın alma gücü yıl başından bu yana en az 5 bin lira geriledi. 

Bu tabloyu hatırlatmamın nedeni temmuz ayındaki ücret artışları kadar, “sınıf atlayan” sendikacıların sessizliğine dikkat çekmek…

Sözlüklerde sendika; üyeleri adına işverenle toplu pazarlık yapan, çalışma koşullarını iyileştiren ve hukuki destek sağlayan örgüt olarak tanımlanıyor. Peki, bugün üyelerinin milli gelirden hak ettikleri payı alabilmesi için gerçekten mücadele eden kaç sendikacı var?

‘Büyük’ konfederasyonlar, sendikalar, ocak ayından bu yana eriyen ücretler karşısında ne söyledi? Türk-İş’ten güçlü bir itiraz duyan oldu mu? Hak-İş’ten? DİSK’in sesi ise zaman zaman yükselse de bu büyük kaybı durduracak bir mücadeleye dönüşebilmiş değil.

Peki, bu tablo karşısında konfederasyon ve sendika yöneticileri ne söylüyor?

Ne söylediklerinden çok, son günlerde kamuoyuna yansıyan üç haneli maaş bordroları konuşuluyor. Üstelik bunlar yalnızca ortaya çıkabilen belgeler. Çünkü sendika yöneticilerinin maaşları, harcırahları ve diğer mali hakları artık büyük ölçüde kamuoyunun da üyelerin de bilgisi dışında tutuluyor.

Üç sendikacının ortaklaştığı öneri ise dikkat çekici: Sendika yöneticilerinin ücretleri de temsil ettikleri işçilerin ücretlerine ya da asgari ücrete endekslenmeli; maaş artışları ise toplu iş sözleşmeleriyle veya asgari ücret artış oranıyla belirlenmeli. Ancak bu şekilde sendika yöneticileriyle temsil ettikleri emekçiler arasındaki gelir uçurumu kapanabilir ve sendikal mücadele yeniden üyelerinin gerçek sorunlarına odaklanabilir. 

Sultan Özer’in yazısı