Türkiye’deki spor medyasına veya sosyal medyadaki hakim söyleme kalsa sahaya bile çıkmamaları gerekirdi. Gelgelelim transferizmin en karakteristik özelliği, her sezon yanlışlanmasına rağmen varlığını sürdürmesi. Bunda medyanın payı büyük.
Çünkü spor gazeteleri ve sayfaları en çok transfer dönemlerinde reyting topluyor. Dahası, hiç transfer yapılmazsa -Allah korusun!- aynı kalan kadronun nasıl daha iyi oynayabileceğine kafa yormak ve düşüncede derinleşmek gerekecek. Halbuki Galatasaray bir sol bek getirse yeni ahkam için dev bir alan açılacak. Dedikodusu bile yeter. YouTube, Süper Lig’e transferi gerçekleşmemiş oyuncuları analiz eden Türkçe videolarla dolu. Gelen sol bekin “aranan adam” olmadığı ortaya çıksa da sorun değil. Transferistler bu sefer de “yeni bir yeni” için harekete geçecek.
Sürekli yenilenme söyleminin sırrı, asla geriye bakmamakta. Böylece eski büyük yanılmalar görünmez oluyor. Mesela Galatasaray geçen sezon sadece Milot Rashica’nın bonservisini alıp Hakim Ziyech, Wilfried Zaha, Tete ve hatta Tanguy Ndombele’yi getirmese ne kaybederdi? Kaç parası cebinde kalırdı? Ya da bugünkü ortam olsa, 100. yılında şampiyon olan Beşiktaş’ta Kaan Dobra ve İbrahim Üzülmez, 2007-08’de Şampiyonlar Ligi çeyrek finali gören Fenerbahçe’de Claudio Maldonado ve Edu Dracena oynayabilir miydi? İyi bir takım yaratmak tam da bu gibi oyuncuların transfermarkt.com gibi sitelerde görünmeyen artılarından yararlanıp, görünür eksiklerini birlikte kapatmak değil miydi? Oyunun keyfi ve mutluluğu biraz da buradan gelmiyor muydu?
Ama bugün keyif ve mutluluk değil sorunsuzluk aranıyor. Oyunun merkezinden uzaklaştıkça çocuklaşan sosyal medya merkezli taraftarlık pratiği de transfer çalımlarından memnun.