Özal, pragmatist sağcı politikacıydı. Kararın doğruluğunu ya da geçerliliğini ancak pratik sonuçların belirleyeceğine inanıyordu. ABD ile aynı kampta yer alarak, bir koyup beş alacağını sanıyordu! Komşusunun alevinden fayda bekliyordu! Ahlaki değerler kimin umurundaydı; pragmatizm sağduyu ile çelişir.
Sonuçta: Özal bir bile alamadığı gibi Türkiye büyük kayıplara uğrattı. Mesela, Arap ülkeleri Türkiye’nin ekonomik kayıpları karşılamak üzere vaat ettikleri parayı bile vermedi.
…
Konu yine Irak’tı. ABD, Irak’ı işgal etmeyi planlıyordu.
Aynı Özal gibi pragmatistti; Erdoğan da ABD’nin yanında saf tutarak bir koyup beş alma peşindeydi!
…
Türk sağ iktidarların/liderlerin, fazla düşünmeden kısa vadeli hesaba dayalı dış politikasına bir örnek de Suriye oldu!
Erdoğan, Beşar Esat’a “kardeşim” diyordu, birlikte tatil yapıyorlardı.
Aynı yıl… Erdoğan, 21 Haziran’da telefon ve 27 Haziran’da G-20 zirvesinde Başkan Obama ile yüz yüze görüşerek Suriye’ye tavır almaya başladı.
Ardından Türkiye komşusuna ağır ekonomik ambargo uyguladı. Karşımıza yine pragmatizm çıktı; Erdoğan ABD’nin safında yer alarak bir koyup beş alacağını sandı.