
NEVŞİN MENGÜ
@nevsinmengu
İngiltere’de parlamento seçimi sonuçlarıyla beraber “Sol aslında inişte mi, çıkışta mı?” tartışması alevlenmişken, eski Yunan bakan Yannis Varufakis Türkiye’deydi. Basına röportaj da veriyor, belki röportajlarına denk gelmişsinizdir. Bunun haricinde Varufakis bir de yuvarlak masa toplantısına katıldı. Sivil toplumculara, akademisyenlere, siyasetçilere çözüm önerilerini anlattı.
Ama tabii Varufakis buraya sadece kendini anlatmak için gelmemiş. Sebebi ziyareti şu; kendisinin de kurucusu olduğu Diem25 (Democracy in Europe Movement 2025) hareketinin Türkiye ayağı faaliyetlerine başlıyor. Burada da bir ulusal komite oluşturuluyor. Üyeler Diem25’in belirleyeceği küresel politikalarda söz sahibi olacak. Elbette maalesef ‘dış mihrak’ diye damgalanmaları bu koşullarda olası. Tabii sadece bu kadarla, damgalanmakla kalması Türkiye’nin mevcut koşullarında malumunuz iyi senaryo.
Varufakis’i Yunanistan’ın borç krizinden hatırlayan hatırlayacaktır. Solcu Syriza’nın maliye bakanı olarak göreve başlamış, sonra başbakan Aleksis Çipras ile anlaşamayınca görevi bırakmıştı.
Şimdi Yeşil Yeni Düzen vaadiyle yeniden siyaset sahnesinde. Diem25 hemen uygulamaya konabilecek somut bir vaatle ortaya çıkmış durumda. Projeleri şu: Avrupa Yatırım Bankası her yıl 500 milyar avroluk yeşil tahvil satsın ve bu yaratılan kaynak, çevreci ekonomi ve çalışanlar için daha iyi koşullar sağlanması için kullanılsın.
“Paris Anlaşması neyinize yetmiyor?” diye soranlar için, Varufakis’in cevabı ilgi çekici: “Paris Anlaşması sürekli çevre için nelerden vazgeçmemiz gerektiğinden bahsediyor. Bir şeylerden vazgeçmeyi kimse istemez. Biz Diem25 ile vazgeçmek değil kazanmaktan bahsedeceğiz.” Belki bir tür ‘pazarlama’ farkı demek lazım.
Varufakis, “Geleneksel sol, birilerinin aşırı zengileşmesine, bu zenginlikten sisteme akacak pay pahasına göz yumdu. Sonunda da büyük firmaların kullanışlı aparatı haline geldi” diyor. Yani ‘Zenginden yüksek vergi alalım’ çözüm önerisi üzerinde durmuyor. Ama zenginleşmeye de karşı değil. Kendi çözüm önerisi daha kapsamlı. Varufakis, “Mesele, şirket hisselerinin satılabilir olmasında” diyor. Yani bir şirketin hisselerini daha büyük bir şirket, onların hisselerini fonlar, fonların hisselerini bankalar alıyor. “Parası olanın para üzerinden daha fazla kazanıyor olması sistemi besleniyor” diyor. Varufakis’in çözüm önerisi şirketilerin hisse satışının yasaklanması, yani borsanın olmaması. Hisselerin çalışan arasında pay edilmesi.
Varufakis buna ‘kapitalizmsiz piyasa’ diyor. Yani birey para kazanabiliyor, ama başka şirketin hissesini satın alamıyor.
Marksist teori kapitalizmin sürekli kriz ürettiği ve bu krizlerin sonuçta sosyalist devrime yol açacağı şeklinde. Yannis Varufakis’e iletilen sorulardan biri de bu çerçevedeydi. Sistemin artarda yaşadığı finansal ve yapısal krizlere rağmen neden sol politikaların önünün açılmadığı. Varufakis meseleye tersten bakıyor. Varufakis diyor ki: “Büyük bunalımdan bu yana baktığımızda gördüğümüz şey, alında refah ve iyileşme dönemlerinde sol politikalara ilginin arttığı yönünde. Krizler ve daralmalar aşırı sağcı hareketlerin önünü açıyor.” Bu nedenle de Varufakis, kurumların kullanılması, sistemin onarılması gerektiğini savunuyor.
Pek çok sol Avrupa hareketinden Diem25’i ayıran bir başka özellik de şu: Diem25 Avrupa Birliği (AB) karşıtı değil. Hareket, AB kurumlarını kullanmayı öngörüyor zaten malum. Örgütlenmeleri ise oldukça şeffaf ve enternasyonalist. Örneğin Danimarka’da seçilmiş olan bir Diem25 milletvekilinin uyguladığı politikalar konusunda Türkiye’deki komite de etkin olacak. Hareketin üyeleri, politika yapım sürecine aktif katılım sağlıyor. Politikalar katılımcalara iletilmiyor, üyelere sorunlar soruluyor, sorunlara kendi çözüm önerilerini önermeleri bekleniyor. İletilen milyonlarca öneri derlenip politika oluşturuluyor.
Hayalci ya da aksine gerçekçi bulunabilir. Öneri öneridir, üzerine tartışmak değerlidir.