Siyasal İslam 2.0:

 

SERTAÇ AKTAN*

Bugün Türk siyasetinde ‘dava’ denilen bir kavram var biliyorsunuz.

Peki nedir bu ‘dava’? Kabaca anlatırsak…

Vaktiyle politik, ekonomik ve yaşam tarzı gibi çeşitli açılardan zulme uğramış olduğu artık geniş çevrelerce kabul gören muhafazakar kesimin daha kalabalık olarak mahalleye dönüp kendisine zulmedenlere gerekli dersi vermesi…

Güvercinler ve şahinler

Her davanın olduğu gibi bu davanın da bir şahin kanadı, bir de güvercin kanadı var. Güvercin kanadın derdi, kaba ve özet bir örnekle, ‘Onun kızı mini etekle gezsin ama benimki de başörtüsüyle okuyabilsin’di ve bir noktaya kadar bu başarıldı da..

Muhafazakar yaşam tarzının da bu ülkenin bir parçası olduğu ve darbelerle, baskılarla, yok saymakla, parti kapatmakla buharlaşıp gitmeyeceği, aksine güçleneceği açıkça görüldü, anlaşıldı ve sanıyorum artık içselleştirildi de. Temel özgürlüklerin muhafazakarların da hakkı olduğu teslim edildi. Başörtüsüydü, şiir okumaktı, eğitim hakkıydı…vs. esas korkunun bunlardan kaynaklanmaması gerektiği, bunların korkulduğu gibi şeriata falan yol açmayacağı ortaya çıktı.

Ancak şahin kanadın derdi 2023. Yani özetle kendi yaşam tarzını uygulatacak bir ‘karşı devrim.’ Güvercin edasıyla yola çıkıldı ama neticede şahinler içlerindeki güvercinleri de ürküttü ve ‘Şimdi varken pençelerimizi kullanmazsak tüm kazanımlarımız heba olur’ diyerek onları susturdu, susmak istemeyenleri de yedi.

Padişahtan başkana

Hoşgörü dini İslam’ın neden siyasette bir türlü hoşgörüye yol açmadığını ve hiçbir zaman açamayacağını iyi görmek ve hatırlamak gerekiyor.

Hoşgörü söylemleriyle gelenler hep toplumun esas tutkalının Türklük değil din olduğunu ifade etti ve Osmanlı’yı örnek verdi. Osmanlı’da dinsel hakimiyet ve siyasal otoritenin temsilcisinin aynı kişi olduğu detayını başlarda çok dillendirmediler tabii. Ancak o gün ‘padişah’ olarak bilinen bu kişinin bugün ‘başkan’ suretinde kendini bulacağına inanmaktalar ve aslen artık bunu dillendirmekten kaçınamadıkları bir vaziyetteler.

Osmanlı, şer’i hukukla yönetilen teokratik bir devletti ve o zamanın toplum yönetiminde var olduğu iddia edilen hoşgörü aslında nasıl yoktuysa bugün de din, siyasi iktidar için bir güç aracı olarak kullanıldığı sürece, iddia olunan hoşgörünün olması veya zamanla oluşması söz konusu olamaz. Çünkü -tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi bugün de- toplumda mevcut dinsel anlayışa yönelik her tür eleştiri ve muhalefeti devlet kendisinin varlığına ve idari kapasitesine yönelik algılamakta. Farklı mezhepler, biat etmeyen cemaatler, ateistler, masonlar, Yahudiler,  ‘büyük oyun’, ‘kaos planı’ ve benzeri propaganda başyapıtlarıyla sürekli sıkıntıların, komploların odağı ve sebebi olarak lanse ediliyor.

Tersi daha da sık yapılıyor ve siyasi iktidarın politikalarından veya yolsuzluklardan duyulan memnuniyetsizliklerin dile getirilmesi veya protesto edilmesi de dine ve onun siyasetteki temsilcisine karşı bir başkaldırı olarak değerlendiriliyor. Bunun için de yine ‘camiye ayakkabı ile girmek’ gibi, ‘başörtülüye saldırmak’ gibi kutsallar fütursuzca aracı ediliyor. Dinin bu noktada siyaseten yanıltma, göz boyama veya muhalefeti sindirme işlevi her tür hoşgörüsüzlüğün bizatihi kaynağı oluyor ve olmaya devam edecek.

Örneğin Osmanlı’nın gayri-müslime karşı ‘hoşgörüsü’ olan haraç, cizye, ispençe ve avariz gibi ek vergilendirmeler yerini günümüz siyasetinde gayri-iktidara karşı vergi cezası, işsizlik, lisans ve ihale iptali, el koyma, soruşturma veya karartma olarak kendini göstermekte.

Daha korkunç bir versiyon

Evet, korkulması gereken yine ‘siyasal İslam’, ancak bu kez nihai amacı şeriat olan irticacı (yani gerici) versiyonu değil. Bilakis daha korkunç olan ilerici versiyonudur…

Yani ‘Eyvah, Türkiye’ye şeriat gelecek’ demiyorum. Söylemeye çalıştığım şey, günümüz Türkiye’sindeki siyasal İslam’ın bunu aşarak kendine bundan çok daha pratik, kullanışlı ve uzun soluklu bir yol bulduğu. Türkiye gibi arada derede ülkelerde artık siyasal İslam’ın şeriata ihtiyacı yok.

Libya gibi, Suriye gibi, Afganistan gibi hiçbir düzenin olmadığı ve insanların ‘En kötü düzen düzensizlikten iyidir’ dediği yerlerde şeriat gibi sistemler bir realite halini alıyor ve yine zamanı geldiğinde savaşla veya devrimle bu köktenci sistemler de bir anda yıkılıp gidebiliyor. Türkiye’nin durumu ise daha vahim…

Adı hiçbir zaman konmayacak olan, çok partiliymiş, şeffafmış ve adilmiş gibi duran seçimlerle meşruluğu bir türlü sorgulanamayacak olan, çoğu dindar bile olmayan büyük bir kesimin iş, aş, memuriyet, ihale, ev kredisi, çocuğun okul taksidi gibi sürekli hayata tutunma içgüdülerinden beslenecek olan ve mütemadiyen demokratik dünyanın eleştirilerine karşı içi boş ama kabuklu argümanlara sahip yeni çeşit bir siyasi İslam versiyonundan bahsediyorum: Siyasal İslam 2.0

Türkiye’nin laik sistemi, içindeki Müslümanları çağdaşlaştırmak yerine onlara Batı’nın usül ve anlayışına içten göz atıp daha dayanıklı, güncellenmiş, açıkları kapatılmış, tenkitleri ve politik saldırıları bertaraf eden, imajı yenilenmiş bir teokrasi yaratmalarına vesile oldu ve inanın bana bu tür bir siyasal İslam, sizin öcü olarak bildiğiniz ilk versiyonundan çok daha tehlikeli.

Türkiye’nin farkı

Bir ülke açık ve net şekilde adı koyularak şeriat, komünizm veya faşizmle yönetiliyor olsa o ülkelerde halk ayaklanıp sistemi değiştirdiğinde bu, hem o ülkede hem de dünya genelinde haklı, meşru ve ileriye yönelik bir gidişat olarak sergilenir ve algılanır.  Oysa Türkiye gibi baskıcı ve hoşgörüsüz sistemini Batı’nın temel bir takım nimetleriyle adeta doğada olmayan yapay bir madde gibi güçlendirmiş olan bir ülkede, örneğin Gezi gibi olaylar kısa bir süre içerisinde yurtiçi ve yurtdışında büyük bir kesime demokrasi karşıtı, darbeci, talancı gibi algılatılabilmekte ve esas beklentisi özgürlük ve demokrasi olanlar propaganda araçlarıyla terör örgütü gibi bile gösterilebilmekte.

Bu gibi bir ortamda insanların hakları, özgürlükleri, yaşam tarzları için veya haksızlıklara karşı sokağa dökülmeleri bizatihi iktidar tarafından arzulanır noktaya gelir. Sokağa dökülsünler ki daha çok sandık karşıtı, demokrasi karşıtı gözüksünler.. Böylece ‘meşru’ şekilde çıkarılan iç güvenlik yasaları, internet yasaları vs. yerini bulsun ve sistemi güçlendirsin.

Siyasal İslam 2.0… Tavsiyem, bu sistemi (bilgisayarınıza) indirmeden önce dikkatle düşünmeniz.

*Gazeteci