Sevda Karaca: Artık bir belediye emekçisi sokakta kürekle köpek öldürebilir

CİHAN TEKİN

cihantekin@diken.com.tr

@tekincihann

Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi‘ AKP ve MHP’lilerin oylarıyla Meclis komisyonunda kabul edildi.

Komisyon ikinci toplantısından itibaren sivil toplum kuruluşları, baro temsilcileri, veteriner hekimler ve gazetecilere kapatılmış, konuşmaların takip edilebilmesi için koridordaki televizyon ‘bozuk’ gerekçesiyle sökülmüştü. Dün de Veteriner Hekimler Derneği başkanının Meclis’e girişi yasaklanmıştı.

‘Uyutma’ teklifinin komisyondan geçmesiyle birlikte yasalaşması için gözler artık Meclis’te…

Köpekleri ‘öldürme’nin neye göre ve nasıl belirleneceği başta olmak üzere yasanın neler getireceğini komisyon üyesi EMEK Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca’yla konuştuk.

Komisyon oturumları neden sivil toplum kuruluşlarına ve gazetecilere kapatıldı?

‘Hayvan Katliamı Yasa Teklifi’ gündeme geldiği ilk andan beri kamuoyundan büyük bir tepki aldı. Bu teklifin sokak hayvanlarıyla ilgili sorunları çözmek bir yana tümüyle büyütecek ve bunu da akılalmaz yöntemlerle, şiddet ve vahşet dolu yöntemlerle yapacak bir teklif olduğu ortadaydı. Teklif, komisyona getirildiğinde tüm kamuoyunun, hak savunucularının da gözü komisyondaydı. Veteriner hekimler, emek meslek örgütleri, hukukçular, hayvan hakları savunucuları, bu alanda uzman kişiler bu komisyona sorunun ne olduğunu ve bu teklifin neden kabul edilemez olduğunu verilerle, belgelerle, önerilerle anlatmak istedikleri için komisyonda olmak, bu bilgileri paylaşmak istiyorlardı. Herkes bu teklifin nasıl büyük sorunlara yol açacağını, nasıl bir vahşet anlamına geldiğini bu teklifin muhataplarına aktarmak istiyordu. Ayrıca tepkilerini de bizzat yasa yapıcıların yüzüne söylemek istediler.

Fakat çoğunluklarına dayanarak tüm komisyonları yöneten ve karar verici pozisyonda olan AKP’liler komisyonu STK’lara ve gazetecilere kapatmak istediler. Tartışmaların kamuoyuna yansımasının önüne geçmek, büyük bir algı operasyonuyla gerçek dışı, bilim dışı bir biçimde yükselttikleri yanlışların gerçekler, bilimsel veriler, doğru somut önerilerle çarpışmasını halkın gözlerinden kaçırılmasını sağlamak için komisyon tartışmalarını kapattılar.

İlk oturumda salonun küçüklüğünü bahane ettiler, mücadele ettik, daha büyük bir salona taşındı komisyon. Bu sefer de yalnızca yasayı savunan ve bu teklifin hazırlanma sürecinde operatif, manipülatif roller oynayan Güvenli Sokaklar Derneği gibi oluşumları komisyon salonuna alıp teklife eleştirileri olan sivil toplum kuruluşlarını dışarıda bıraktılar. Canı yanmış aileleri, çocuklarını kaybetmiş anne babaları vicdansızca, etik dışı bir biçimde toplantı salonunda muhalefet vekilleriyle karşı karşıya getirerek manipülasyon yaptılar. Salona alınmayan emek meslek örgütü temsilcilerini, baro hayvan hakları komisyonu temsilcilerini, teklife eleştirileri olan STK temsilcilerini meclis koridorlarında darp ettirdiler, atmaya çalıştılar.

Sonraki oturumlarda, toplantının Meclis koridorundan takip edildiği televizyonu bile söktüler. Açık bir biçimde, tartışmaların, ortaya konulan verilerin, bu teklifin neden halk düşmanı, yaşam düşmanı, can düşmanı bir teklif olduğunu, sorunu daha da büyütecek bir teklif olduğunu kamuoyunun öğrenmesine engel olmak istediler. Bir de toplantı sırasında yaşananları operatif, manipülatif bir biçimde, sanki muhalefet çocuk canını, insan canını önemsemiyormuş gibi göstermek için kendileri nasıl sunmak istiyorlarsa öyle sunmanın yol ve yöntemlerini bulmak istediler.

20 yıldır sorumluluklarını yerine getirmedikleri için açıkça neden oldukları sorunların hesabını vermekten kaçtılar. Sorumluluğu kendi üstlerinden atmak istediler.  

Komisyonu takip etmek isteyenlere yayın yapması gereken ‘televizyon’.

‘Ötanazi’ kavramı çıkarıldı mı? Kavramın çıkarılması ne anlam ifade ediyor?

Teklif kamuoyuna ilk yansıdığında kullanılan kelime ‘itlaf’tı, bu büyük bir tepkiye neden olunca bunu, aslında aynı anlama gelen ‘ötanazi’ kelimesiyle değiştirdiler. ‘Ötanazi’ diyerek katliamı yumuşatmaya çalışmaları da kimseyi elbette ki ikna etmedi.

Büyük bir tepki ve mücadele sonucunda, komisyon görüşmeleri sırasında AKP’li vekillerin verdiği önergeyle, itlaf ve katliam maddesi olan 5’inci Maddede değişiklik yaptılar. Bu değişiklik önerisinde itlaf, ötanazi, ölüm, öldürme, uyutma kelimelerinin hiçbiri geçmiyor. Ama içeriği, teklifteki ilk öneriler olan itlaf ve ötanaziden bile kötü hale getirildi. Kavram yok, ama kavramın ifade ettiğinin ötesinde büyük sorunlara yol açacak büyük tehlikeler var.

Yapılan değişiklik önerisiyle birincisi, veteriner hekimlerin öncelikli olarak yaşatma, tedavi etme, öldürmeme inisiyatifini ellerinden aldılar ve toplanan hayvanların öldürülmesine veteriner hekimleri ortak ettiler. İkincisi, toplatılan hayvanların öldürülmesi işleminin nasıl ve kimler tarafından yapılacağını da tümüyle belirsiz kılan bir hale getirdiler.

Komisyonda da örnek verdim. Bu değişikliğe göre artık bir belediye emekçisi sokakta köpeği kürekle öldürebilir, böyle bir talimat aldığında bunu yapmak zorunda kalabilir, bunun açıklaması da ‘Kuduz, uyuz zannettik’ olabilir. Bu, ilk tartıştıkları ötanaziden bile kötü. Takdir yetkisi, eğitimi, uzmanlığı olan veteriner hekimlere değil, tümüyle belediyelere verilmiş durumda. Saldırgan olup olmadığına bakılmaksızın ırkı nedeniyle sahiplenilmesi yasaklanan köpeklerden belediye bakım evlerinde yaşayanların tamamı öldürülecek.

Komisyonda AKP ve ortağı MHP’lilerin genel tavrı ve tutumu neydi? 

Komisyon boyunca AKP’li milletvekilleri tasarıyı savunabilen bir tek cümle bile kurmadılar. Onlarca soru sorduk, veri, bilgi, belge, araştırma raporları, dünya örnekleri sunduk, sorularımızın bir tekine bile yanıt vermedikleri gibi, az sayıdaki konuşmalarında da bizim sunduğumuz veri ve raporları yalanlayacak tek bir veri bile sunamadılar.

Komisyon toplantısındaki muhalefet sıraları tüm tartışmalar boyunca doluydu, ama iktidar sıraları ancak oylamada istediklerini geçirecek yetecek kadar kişiyle sınırlı sayıda vekilce dolduruluyordu. Az sayıdaki konuşmalarında lafa sürekli “Benim de kedim, köpeğim var, benim de sokakta baktığım hayvanlarım var” diye başlayan AKP’li vekiller arasında köpeğine yazdığı fablı anlatan, telefon ederek bu teklife “Hayır” demesini isteyen bir kadın üzerinden “Böyle kadınlar da uyutulmalı” diyen, özellikle muhalif kadın vekilleri hedef alarak “Sen sus, senin sözlerinin ne önemi var, sen canı yanmış annenin halini ne anlarsın” cümleleriyle değersizleştirip marjinalleştirenler oldu.

Karaca, komisyonda AKP sıralarının boş olduğunu söylüyor.

Genel gözlemim, bu yasanın tarihe kanlı bir yasa olarak geçeceği o kadar açık ki bu yasayı savunan tek bir cümlelerinin bile Meclis tutanaklarına geçmesinden imtina ettiler. Konuştuklarında yasa teklifini savunan bir tek cümle etmediler, kamuoyuna istedikleri gibi yansıtmak üzere muhalefeti linç ettirecek tahrik cümlelerinden başka bir söz duymadık ağızlarından. 

MHP’li vekillerse neredeyse hiç dahil olmadı tartışmalara.

Kanundaki değişiklik sadece köpekleri mi kapsıyor? Örneğin şikayet üzerine kediler de toplatılabilecek mi?

Bu konudaki muğlaklığı tüm muhalefet ortak bir biçimde dile getirdi. Son noktada sadece köpekleri kapsaması yönünde değişiklik içeren bir önergeyle kedileri kapsam dışına çıkardılar. 

Muhalefetin yasaya katıldığı ve katılmadığı noktalar neler? Muhalefet bu yasaya karşı ne öneriyor?

Öncelikle biz bu teklifin tümüyle geri çekilmesini istiyoruz. Çünkü bu teklifle sokak hayvanları popülasyonu orta ve uzun vadede azalmayacağı gibi, kanlı, vahşet dolu toplama işlemleri, hayvanları ölüm kamplarına götürerek itlaf etme uygulamaları ile şiddet de artacak. Üstelik sokaktaki saldırgan hayvan popülasyonu da artacak. Dünya örnekleri ve deneyimler, bu teklifin ortaya koyduğu anlayışın, orta vadede sorunları daha da büyüttüğünü gösteriyor. Teklifin ruhu, hayvanları katletme üzerine kurulu. O nedenle de tek tek madde değerlendirmeleriyle, ‘Şu madde iyi bu madde kötü’ gibi bir değerlendirmeyle ele alınamaz.

Sokak hayvanları popülasyonunu azaltmanın en bilimsel, etik ve sonuç alıcı yöntemi kısırlaştırmak, aşılamak ve yerinde yaşatmak. Her vesileyle örnek verdikleri ülkelerde de yapılan bu.

Bakın, görüşmeler sırasında Hollanda parlamentosu ve Avrupa Parlamentosu üyelerinden tüm milletvekillerine bir mesaj geldi. Diyorlar ki: “Bizim Hollanda’daki deneyimimizde hayvanları yakalayıp kalabalık barınaklara kapatma ya da öldürme gibi yöntemler hem pahalı ve maliyetli, hem de insan sağlığı ya da sorunun uzun vadede çözülmesi için etkili değil. Aksine, ülkelere kötü bir ün vermekle beraber toplum içinde şiddet eğilimini de artırıyor. Kendi deneyimimiz kısırlaştır, aşıla ve yerinde yaşat uygulamasının en etik ve etkili yöntem olduğunu gösteriyor.”

Şunu da eklemişler: “Türkiye’de sokak hayvanlarına yönelik toplumun yüzlerce yıllık olumlu deneyimi tüm dünyanın bildiği bir durum. Bu değerleri yaşatmaya devam edin.”

Bu teklifse vahşi yöntemlerle hayvanların toplatılmasını, her koşulda ölüme mahkum edilecekleri ve tümüyle yetersiz olan barınaklara hapsedilmelerini, orada öldürülmelerini içeriyor. Hayvan satışını, üretimini yasaklamıyor. Teklif sahipsiz köpeklerin ceylan ve karacalara zarar verdiğini söyleyerek köpek katliamını savunuyor, ama bakıyoruz, bakanlık her yıl yaban koyunu, keçisi ve ceylanlar için av ihaleleri açıyor. Yaban hayatını koruma amacı güdülüyorsa neden öncelikle bu ihaleler durdurulmuyor?

Toplama ve barınak inşası işlerini tümüyle bir rant alanı haline getiriyor. Her ne kadar “Barınakları çoğaltacağız, iyileştireceğiz” deseler de, “Hayvanları bu barınaklardan sahiplendireceğiz” deseler de birincisi bu kadar barınağı inşa edip koşullarını uygun hale getirmek diye bir şey yok, ikincisi bu barınakları esas olarak hayvanların öldürüleceği mezbahalar haline getiriyorlar. Bütçe konusu tümüyle muğlak. Ayrıca, denetim, yerinde gözlem, kamuoyu bilgilendirmesi konularını ise tümüyle kapsam dışında bırakıyor. STK’ları itibarsızlaştırıyor.

Asıl sorun, mevcut kanunun uygulanmamasıyla yerel yönetimlerin görevlerini getirmemesi, denetimin olmaması, bütçe ayrılmaması, konuyla ilgili kurulan Meclis araştırma komisyonundan büyük bir mutabakatla çıkan somut önerilerin gereğinin yerine getirilmemesiyken bu kanlı yasayla sorunu çözeceğini iddia edenler, esas olarak halk düşmanlığı, can düşmanlığı yapıyor. Üstelik sorunun büyümesinin esas müsebbibi onlarken hiç hesap vermeden sıyrılmanın derdindeler. 

Muhalefetin elindeki belediyeler yasanın geçmemesi halinde karara uymayacaklarını açıkladılar. Köpekleri öldürme ya da toplatma kararına uymamaları halinde belediyelere merkezi yönetim bir yaptırım uygulayabilir mi?

Bu konu komisyonda da tartışıldı. 8’inci maddeyle 5199 sayılı kanunun 19’uncu maddesinde değişiklik yapılıyor. Halihazırda yürürlükte olan yasanın 19’uncu maddesi hayvanların korunması için kamu kuruluşlarının görev ve sorumluluklarını düzenleyen, söz konusu faaliyetler için mali kaynakları belirliyordu.

Değişiklikle hayvanların yaşam haklarını önceleyen ve onlara yaşama hakkı tanıyan ifadeleri  kaldırılıyor, yerine insan, hayvan ve çevre sağlığını tanımlayan bir ibare koyuluyor. Bu, katliama onay vermeyen belediyelerin suçlu çıkarılması için bahane yapılabilecek bir yaklaşım. Yasanın mevcut halinde Büyükşehir belediyeleri, il belediyeleri ve nüfusu yetmişbeş bini aşan belediyelerin 31/12/2022 tarihine, diğer belediyelerin de 31/12/2024 tarihine kadar hayvan bakımevleri kurmakla görevlendirilmişti. Mevcut değişiklik teklifiyle hayvan bakımevi oluşturma görevi 31/12/2028 tarihine kadar uzatılmak isteniyor. 5199 sayılı yasanın verdiği görevi bugüne kadar yerine getirmemiş olan belediyelere dört yıl daha süre veriyor. Yani hem bugüne kadar yaşanan yasa tanımazlığı meşrulaştırıyorlar, hem de hayvan katliamı yapmak isteyenlere yeni bir gerekçe oluşturuyorlar. Yasa teklifi bir yandan sokak hayvanlarının toplanarak bakımevlerine konulmasını istiyor, öte yandan bakımevi olmayan belediyelere 2028 sonuna kadar bakımevi yapma süresi veriyor.

Bugün itibarıyla 1391 ilçeden 1200’ünde hayvan bakımevi yok. Olan bakımevleriyse sağlıklı olmaktan çok uzak. Getirilen teklifle bakımevi bulunmayan ilçelerde 2028 yılı sonuna kadar hayvan popülasyonu gerekçe yapılarak sistematik bir hayvan katliamı yapılmasının gerekçesi üretilmiş olacak. Hem “Hayvanlar bakımevine alınacak” diyen, hem de bakımevi kurma zorunluluğunu 2028 sonuna uzatan yasa teklifi hayvanları korumayı değil, bugüne kadar yasal zorunluluktan kaçan kurumların elini rahatlatmayı amaçlıyor. Yasanın gereğini yerine getirmeyen belediyeler arasından canının istediğine “Rahat ol, var daha zamanın, o arada öldür, boş durma” diyecek olan, canının istediğine “Niye yapmıyorsun kardeşim, hesap ver” diyecek olan tümüyle keyfi bir düzenekle karşı karşıyayız. Yaptırımın uçları para cezasından idari yaptırımlara, ve hatta kayyuma kadar gidemez diyebilir miyiz? Cevabı herkes biliyor. 

Yasa tasarısında iktidarın geri adım attığı nokta var mı?

Yalnızca teklifteki ‘sokak hayvanları’ ifadesi kedi köpek tüm hayvanları kapsadığı için, toplama konusunda kedileri kapsam dışına çıkaran bir değişiklik yapıldı. Bir de daha önce de anlattığımız ‘ötanazi’ kelimesinin geçtiği 5’inci Madde’de durumu daha da kötü hale getiren değişiklik yapıldı.

Bakan ‘uyutmayacak’ belediyelere gözdağı verdi

‘Uyutma’ düzenlemesi komisyondan geçti

Veteriner Hekimleri Derneği başkanının Meclis’e girişi yasaklandı

Veteriner Hekimleri Birliği ‘uyutma’ düzenlemesinin geri çekilmesini istedi

‘Uyutma’ teklifinde ‘öldürme’ maddesi kabul edildi

‘Uyutma’ teklifinin görüşüldüğü komisyonu takip etmek isteyenler engelleniyor

‘Uyutma’ teklifi: Komisyondan geçen ilk üç maddede neler var?

AKP’nin ‘uyutma’ teklifi Meclis’te

KONDA’ya göre 10 kişiden altısı ‘uyutma’ düzenlemesine karşı