“Gelmezse gelmesinler” diyebiliyor muyuz?
Bugün gelinen noktada Türkiye’ye gelen yabancı sermaye büyük ölçüde kısa vadeli yatırımcıdan oluştuğunu görüyoruz. Bu yatırımcı yüksek faizden kazanç sağlar, kur istikrarlıysa kalır. Ancak en küçük bir kur şoku ihtimalinde hızla pozisyonunu kapatır.
Bu yüzden yabancı yatırımcı için en büyük risk yüksek enflasyon değil, ani kur sıçramasıdır. Enflasyonu tolere edebilir; ama kur şokunu edemez.
Zaman zaman “sıcak para gelmezse gelmesin” deriz. Ancak bu, pratikte kolay bir tercih değil. Çünkü mevcut ekonomik yapı içinde bunu söyleyebilecek durumda değiliz. Bu tür sermaye akımları olmadan çarkı döndüremiyoruz. “Sıcak, soğuk ya da ılık fark etmez, gelsin de hangisi gelirse gelsin,” demenin ötesine geçemedik. Asıl mesele, bu akımlara bağımlılığı azaltacak ve ekonomiyi daha dayanıklı hale getirecek bir yapı kurabilmektir. Biz de henüz o yapıyı kurabilmiş değiliz.
Sonuç olarak tablo nettir. Sıcak para fırsat gördüğü yere gelir, risk gördüğü yerden gider. Ve bu dengede belirleyici olan şey çoğu zaman enflasyon değil, kurun istikrarıdır.