CHP’nin ihtiyacı direnç üretme kapasitesinin ötesine geçmek ve kendi uğradığı baskıyı daha geniş bir toplumsal çoğunluk hissine çevirebilmek. Mağduriyet şüphesiz ki görünürlük sağlar; bir süre meşruiyet de üretir, ama siyasal merkez kurmaya yetmez. CHP’nin bugünkü temel zorluğu da burada. Genişlemek için yumuşamak zorunda kalıyor; yumuşadıkça yön verici gücünü kaybetme riski beliriyor. Fazla sertleştiğinde çevreyi daraltıyor, fazla esnediğinde ağırlığını azaltıyor, kimliğini aşındırıyor. Türkiye muhalefetinin bugünkü açmazı biraz da bu denge sorunu. Çözümü ise tüm bu siyasi denge ve hesaplar arasında hayli zor.
Üstelik bu dağınıklık yeni değil, bugünün ürünü de değil. Tüm bu tablonun ardında geçmişin tecrübesi gün yüzüne çıkıyor. Otoriterleşme sadece iktidarın politikalarıyla değil, muhalif aktörlerin isteyerek veya istemeden bu sürece verdiği katkılarla derinleşti. Muhalif aktörler veya partiler bugüne ötekinin başına gelenleri yeterince görmeyerek, itirazı cılız veya hiç yükseltmeyerek geldi. Özel’in “CHP’nin evi yanarsa apartman yanar” çıkışı aslında bu tabloyu özetliyor. Ama yangın ne yazık ki çok daha önce başka evlerde başladı. Mesele, yangının bugünkü vehametini anlamakta. Zira muhalefetin bireysel evlerini koruyan izolasyon araçları onlara sadece bir süre nefes aldıracak, apartman bütünüyle yandığında işe yaramayacak.
Tüm bu tabloya baktığımızda, olanları “muhalefet neden bir araya gelemiyor?” sorusuyla sınırlamak yetersiz kalıyor. Daha doğru soru şu: Hangi ortak hikâye, bu kadar farklı toplumsal kümeyi aynı siyasal istikamette buluşturabilir?