Selin Nakıpoğlu: Bir şeyi ne kadar gizlemeye, bastırmaya ya da görünmez kılmaya çalışırsanız, onu o kadar geniş bir kitlenin merakına sunuyorsunuz

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Sansürün tuhaf bir işleyişi vardır. Susturmak istediği şeyi daha çok duyurması, görünmez kılmaya çalıştığı şeyi görünür hale getirmesi, yasakladığı şarkıyı daha çok dinletmesi, soruşturduğu sanatçıyı daha çok merak ettirmesi, hedef gösterdiği gösterinin önünde daha uzun kuyruklar oluşturması…

Mabel Matiz’in “Ha Leylim” şarkısı hakkında açılan soruşturma bunun son örneği. İki gün önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sanatçı Mabel Matiz’in yayınladığı “Ha Leylim” şarkısına çekilen klip ve şarkı sözleri nedeniyle ‘müstehcenlik’ soruşturması başlattı. Şarkı, soruşturma kararından önce de dinleniyordu. Ancak soruşturmanın ardından milyonlarca insanın dikkatini daha fazla çekti. Kararın ardından şarkının görüntülenmelerinde yaşanan sıçrama, sansürün kendi amacını nasıl boşa düşürebildiğini gösteren çarpıcı bir örnek.

İşte Streisand Etkisi tam da böyle çalışıyor. Bir şeyi ne kadar gizlemeye, bastırmaya ya da görünmez kılmaya çalışırsanız, onu o kadar geniş bir kitlenin merakına sunuyorsunuz. Sansür, bazen kendi reklamını yapan en etkili araç haline geliyor. Bir sanat eserinin önüne “bakmayın” tabelası diktiğinizde, insanların ilk yaptığı şey o tabelanın arkasında ne olduğunu merak etmek oluyor.

Sansürün paradoksu da burada yani yasakladığınız şey, halkın merak ettiği şeye dönüşüyor. Ama mesele yalnızca bir şarkının kaç kez dinlendiği değil. Asıl mesele, siyasal iktidarın ve yargının bir sanat eserine hangi gözle baktığıdır.

Selin Nakıpoğlu’nun yazısı