Davutoğlu, çarpışa çarpışa, ilkelerini savuna savuna geri çekilmedi; istiskal edile edile, küçük düşürüle düşürüle başbakanlıktan kovuldu.
(…) talihsiz başbakanlığı döneminde ‘Hoca’lık vasıflarının hemen hepsini makam için feda eden Davutoğlu’nun ihtirasına yenik düştüğünü kabul etmeliyiz.
Davutoğlu, hiç şüphesiz bu dönemin en büyük kaybedenlerinden (…) Gül, belki Davutoğlu’nun rakibi olabilir.
Şimdi bakıyorum da ‘Hoca’nın demokrasinin tek umudu olduğu, sürekli hasarı azaltmaya çalıştığı, perde arkasında Erdoğan’ı dizginlemeye çabaladığı, bütün bunlar için bu kadar istiskale tahammül ettiği yazılıp, çiziliyor. Hayır, ‘Hoca’ ihtirasının kurbanı oldu. Başına ne geleceğini bile bile o koltuğa oturdu. Kendisine kredi açılmayı hak edecek hiç bir icraatı olmadı.
Erdal Güven’in anekdotunu tekrar hatırlamanın zamanı. Güven, 2003’te o zamanlar yeni büyükelçi olan ‘Hoca’ ile görüşüyor. Yakında siyasete girebileceğini ima eden Güven’e: “Aman Erdal bey, nerden çıkardınız… Ben akademiyi bırakmam, bırakamam… Geçici bir durum bu… Hangi siyasetçi ki ilime/ilim adamına yaklaşır, yükselir; hangi alim ki siyasete/siyasetçiye yaklaşır, alçalır” cevabını veriyor.
Değmezdi, Ahmet ‘Hoca’. Keşke bunlara tevessül etmeseydin. Ahmet Hocamız olarak her zaman saygı duyabileceğimiz şahsiyetini koruyabilseydin. Siyasetten alçalarak değil, yükselerek ayrılsaydın.