Can Atalay’ın ilk başvurusunda 19 ve 67’nci maddelerden çıkan ihlal kararı toplam 15 üyeden 9’unun lehte, buna karşılık 5’inin aleyhte oyuyla alınmıştı. Bir üye (Recai Akyel) raporlu olduğu için bir süredir toplantılarda hazır bulunamamaktadır.
Atalay ile ilgili 25 Ekim 2023 tarihli birinci ihlal kararında şu beş üye muhalefet şerhi düşmüştü: Muammer Topal, Yıldız Seferinoğlu, Basri Bağcı, İrfan Fidan, Muhterem İnce…
Basına yansıyan haberlere bakılırsa, bu kez Seferinoğlu ile Bağcı’nın ihlal yönündeki çoğunluğa katılması sonucu 19 ve 67’inci maddelerdeki lehte oylar 9’dan 11’e yükselmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, iki üye tutumlarını revize etme ihtiyacı duymuştur.
Buna karşılık Topal, Fidan ve İnce, bu maddelerde ikinci kararda da karşı oy kullanmışlardır. Her halükarda, AYM’de ‘ihlal’ diyen üye çoğunluğun genişlemesi kararı daha da kuvvetli hale getirmiştir.
Şimdi daha da kritik bir noktaya gelelim. Oy dağılımına ilişkin yaptığımız saptamalar buraya kadar yalnızca özgürlük hakkı ve seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkından verilen ihlallerle ilgilidir. Ancak konu AYM kararı uygulanmadığı gerekçesiyle ilk kez Anayasa’nın 148’inci maddesinden verilen ihlale geldiğinde, bu noktada genel kurula katılan 14 üye de oybirliği içinde hareket etmiştir.
Bir başka deyişle, 19 ve 67’nci maddelerden çıkan ihlallere muhalefet şerhi düşen Topal, Fidan ve İnce, konu AYM kararlarının bağlayıcılığı ve uygulanması meselesi olunca, bu kez çoğunlukla birlikte hareket etmiştir. Bunun sonucudur ki, İstanbul’daki mahkemeye AYM’nin tam mutabakatını yansıtan bir karar gitmiştir.
Ankara’daki hassas dengeler
Burada şu gözlemi yapabiliriz. Aslında uzun bir zamandır mahkemenin kararlarında hak eksenli hareket eden bir grupla güvenlikçi bir bakışı temsil eden daha muhafazakâr bir grup arasında zaman zaman bazı kritik dosyalarda bölünme yaşanabiliyor. AYM Başkanı Prof. Zühtü Arslan, bu gibi kararlara muhalefet şerhi yazmak durumunda kalabiliyor.
Ancak konu AYM kararlarının uygulanması meselesi olunca bütün mahkemenin yekvücut bir şekilde hareket ettiğini görüyoruz. Ankara’da yüksek yargı alanındaki dinamiklerini anlamak bakımından altı çizilmesi gereken bir durum var karşımızda.