Sanatı da 'tükettik'!

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var             

insanatinart@gmail.cominsanatinart@gmail.com

15 Nisan ‘Dünya Sanat Günü’ydü.

Resimden sinemaya, heykelden tiyatroya, müzikten edebiyata…

Hareket etmeden alışveriş yaptığımız post-covid döneminde, koltuğumuzdan kalkmadan sanat tüketiyoruz.

Bilgisayar oyunlarının yapay ve insan zihnini bloke eden ekran tutsaklığında, dijital para alıp sattığımız ekran üzerinden müze geziyor, tiyatro oyunu izliyor, konser tüketiyoruz.

Tüketme fiili bilinçli bir seçim.

Çünkü dünyada post-covid açılma ve kapanma kıstaslarını bile tüketime zaman ayırabilmek belirliyor. 

Oysa bir ritüeli vardı sanatın…

Sözgelimi tiyatroya gitmek bir hazırlıkla başlardı. Akşam yemeği yenir, masada oyundan, oyun yazarından, sahneleyecek sanatçılardan konuşulur, tiyatro anıları anlatılır, sonra salonda yer alınırdı. 

Tiyatro binası kolonlar ve kirişler değildi yalnızca… Eski replikler, geçmiş oyunlara, sanatçılara ve anılara saygı ile başlayan; fuayesi, merdivenleri, salon girişi, duvarları, boşlukları, koridorları, alanları, aydınlatmasıyla o seyirciye, insana; insan olmaya dair, az sonra ilişkiye girecekleri sanat eserine dair bir şeyler söylerdi. Müzelerde, sergi salonlarında, sinemalarda duvarlar konuşur. Duvarların ne söyleyeceğini o bina formunun içeriğini, sanatını ortaya koyan mimarlar söyler… Daha oradan başlar sanat!

Duvarlar bir şey söyler. Müzelerde, sinema salonlarında, galerilerde…

Şimdi iş merkezine benzeyen salonlar ve galeriler, sanat merkezine benzeyen iş merkezleri var. Her şeyin birbirine karıştığı post-modern zamanlar… Her şeyin başka bir şeye benzediği fakat kendine hiç benzemediği post-covid bir dünya…

Nasıl küçük ekranlarda deniz kıyısı görüntüleri tüketmek, bir denizin kıyısında ya da üstünde olmakla aynı anlama gelmiyorsa, küçük ekranlardan sanat da bir zorunluluk olsa dahi, sanatın yansıması/yanılsaması yalnızca.

Ancak belli ki mesele herkes için o kadar da derin değil!

Dikdörtgen ekranlardan yansıyan seslere, görüntülere bakarsak, hayat gayet normalmiş gibi… 

Söz gelimi deterjan reklamları da yiyecek reklamları da gayet aktif! Dünyanın neredeyse tamamı yoksullaşırken, geçim sosyal dayanışmayla aşılmaya çalışılırken, dünyaya aşı yetmezken ve insanlar ölmeye devam ederken… Bütün bu olan bitene bir dijital oyunun üçüncü level’ı gibi bakmak çok tuhaf gelmiyor mu?

John Steinbeck’in 80 yıl önce bir nisan ayında yayınladığı ‘Gazap Üzümleri’ romanını bir kez daha yeniden okumak, bu küresel krizi; insan ve toplumda yarattığı tahribatı anlamayı kolaylaştırır mı dersiniz? Yoksa romanların yerini dijital savrulmalar aldığı için mi bir kâbus içinde yaşayıp rüya yaşadığımızı zannediyoruz?

‘Dünya Sanat Günü’ insanlığa sanatı hatırlatmak için 2012 yılında kapitalizmin gemi azıya aldığı günlerde, Bedri Baykam’ın konuşması ve önerisi sonrasında kabul edilmişti. Rönesans dâhisi Da Vinci’nin de doğum günüydü aynı zamanda… 

“Nüfus arttı, kaynaklar tükendi” yalanının durmaksızın dört köşe ekranlarda tekrar edildiği günlerdi.

Oysa problem dünyanın kaynaklarında değil, kaynakların paylaşımında… Bunu perdelemek için pembe davranışlar üretmeye devam ediliyor. “Deodorant kullanmayın”, “Suyu az açın”, “Elektrik düğmesinin birini kapatın ama dijital platformların hepsine üye olun”, “Yeni çıkarttığımız bilgisayarların hepsini alın”, “Cep telefonunuzu hemen değiştirin yoksa son sürümleri desteklemiyor”… Çok acayip değil mi? Organik ürün diye beş misli fiyata satın, yer altı su kaynaklarının üzerine bin bir çeşit renkli meşrubat fabrikası kurun, servet ödediğimiz telefon ve bilgisayarlar üç dört yılda çöp olsun…  Sonra da sorumluluğu üzerimize, insanlığa yıkın… Ama beyaz ayıyı da siz kurtarın!

Nedir sanat ve neden sanat yapagelmiştir insanlık?

Bir başkasının ve bir başka şeyin hikayesi üzerinden insanı ve insanlığı kendisiyle yüzleştirmek midir sanat?

Teknolojiyi kullanan insan ve sanat, teknolojinin hijyenik diyet listesine girdi.

Biz zannettik ki dijital kayıtlar fiziksel olarak yaşadığımız sanat ritüellerinin tekrarını bize yaşatarak, aldığımız hazzın süresini uzatacak. Yaptığımız dijital yatırım sanatı ve sanatçıları ölümsüz kılacak. Dijitali keşfeden insanlık, bilgiyi çalan Prometheus gibi cezalandırıldı.

Televizyon ve bilgisayar ekranları sanatın ikincil ya da üçüncül tüketim alanı olabilir. Ancak sanata ortak olmak; insan için, insanla birlikte sanat, konser, tiyatro, sinema, müze salonlarında yalnızca insanın var olmasıyla mümkün. Pdf bir arşivleme formatı olabilir, fakat okuma etkinliğinin lezzeti değil.

Ne yazık ki bazıları felaketi ancak yemek tabağına üç çeşit yemek yerine, ayrı renkte üç hap konulduğunda fark edecek.

Distopya mı dersiniz? Düşünmek için iyi bir pazar!