Darbeyi önceden bilip darbeye uygun pozisyon almak veya darbeye yatırım yapmak elbette ahlaksızlıktır.
Fakat darbeyi önceden bilmek FETÖ’cü olmayı gerektirmez.
FETÖ’cü kaçak Prof. Osman Özsoy 15 Temmuz’dan bir ay önce bir televizyon programında, “Yüzde 50 desteği falan iplemeyin” dedikten sonra 15 Temmuz’u tahayyül edercesine şöyle sürdürmüştü: “Ben profesör olacağıma keşke bir Albay olsaymışım mesela (…) daha çok hizmet ederdim…”
Dumanlı Zaman’ının dış politika yazarı Kerim Balcı da, 15 Temmuz akşamı Erdoğan’ın sağ kaldığına muttali olunca, canlı yayında nerdeyse küçük dilini yutacaktı.
Demem o ki, bu gevşek ağızlı FETÖ’cüler darbeyi önceden biliyorlardı. Haliyle, bunlarla kulak mesafesinde olan herkes de darbeyi önceden bilebilirdi.
Kaldı ki, Mehmet Altan örneğinde olduğu gibi birçoğunun da kulak mesafesinden Pensilvanya mesafesine geçtiği bilinen bir gerçektir.
Yargıya taalluk eden mesele darbeyi önceden bilip “subliminal mesaj” vermek değil, FETÖ’yle kurulan ilişkinin niteliğidir.