Sahi, Ruhi bey nasıl?

H. Ayhan Tinin / Sanat da var / Edebiyat             

insanatinart@gmail.com

İkisi de Fatihli.

Camcı Ali Mahallesi’nden, Soğanağa semtinden.

İkisi de İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirmiş, sonra da Yüksek Ticaret’te okumuşlar.

Biri Kapalıçarşı’da ticarete devam ederken, diğeri orada ticarethanelerin defterlerini tutmaya başlamış…

Sonra bir Türk Şiiri’nin ‘İkinci Yeni’ akımının Yönderlerinden olmuş, diğeri Koska semtinin biraz sert hızlı delikanlısı…

Biri Edip Cansever, şiir dünyamızın güçlü bir ırmağıydı… 

Tam bu hafta, otuz altı yıl önce ansızın ayrıldı aramızdan.

Bütün şairler gibi en güzel şiirlerini henüz yazmamışken.

Edip Cansever’in şiire başladığı yıllar, Türk Şiiri’nde güçlü bir arayışın olduğu zamanlar…

Biliyor musun? az az yaşıyorsun içimde / Oysaki seninle güzel olmak var / Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi / Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda / Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Bir taraftan ‘Garipçiler’ akımı ağırlığıyla edebiyat dünyamızda… Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rıfat… Şiirde bir diğer anlamıyla da ‘birinci yeni’ denilen dönemi başlatmışlar.

Ardından ‘toplumcu şiir’ arayışları Nazım’ı ayrı bir yere koyarsak; Ahmet Oktay, Necati Cumalı, Ahmet Arif Enver Gökçe…

İsmini burada yazamadıklarımıza saygımız sonsuz.

İşte o dönemde ‘İkinci Yeni’ kuşağı da şiirimizde ince bir nehir gibi başlayıp gürül gürül bir ırmağa dönüşüyor; Cemal Süreya, İlhan Berk, Ece Ayhan, Turgut Uyar ve Edip Cansever…

Türlü tartışmalar olsa da gençlik çevrelerinde memleket meseleleri ve şiir birlikte konuşuluyor. Şiir defterleri tutuluyor, şiirler yazılıyor sarı saman kağıtlara…

Öfkeler hüzünlü, sevdalar kırık, kalabalıklar yalnız, hayaller dirençli…

Kaçsam o da bir türlü karanlık şimdi / Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle / Aşka, döğüşe, maviye yetmek için / Biriyim, cesurum, var mısın ellerime…

Edip Cansever’in ‘Yerçekimli Karanfil’ kitabıyla iyice netleştirdiği İkinci Yeni çizgisi, şiirinin ana aksını oluşturuyor bütün yapıtlarında…

Günlerin getirdiği mutluluklar, anlam arayışları, varoluş sıkıntıları ve toplumsal kaygılar bu ana aksın içinde; fakat söylem arayışlarıyla ilerliyor.

Çağırılmayan Yakup, Tragedyalar, Kirli Ağustos, Ben Ruhi Bey Nasılım, Bezik Oynayan Kadınlar; her bir kitap bu arayışın üst düzeydeki yapıtları olarak edebiyat dünyamızda yerini alıyor.

Ne yazık ki yakın dostu İlhan Berk’in de yönlendirmesiyle Bodrum’a yerleşme planlarını yaptığı 28 Mayıs 1986’da ansızın aramızdan ayrılıyor.

Bir yere varmayan gündelik konuşmaların ötesinde, gençlere umut verecek, düşündürecek ve hayatın anlamını anımsatacak şiiri o kadar uzaklaştırdık ki hayatımızdan; artık yalnızca kızgınlıklarla yaşanıyor.

Yazının üst kısmında bahsettiği diğer kişi mi? Babamdı. 

Ardından evde şiirlerini yazdığı ve şairlerin şiirlerini topladığı defterlerini bulmadan önce, yalnızca Koska’nın hızlı delikanlısıydı benim için…

Belki yaşarken hiç karşılaşmadılar; aynı okullar, aynı mahalle, aynı yaşlar belki tanışlıkları vardı bilemem… Fakat sokaktan bir adam, büyük bir şair, bir bardak çayla bir şiirin kıyısında mutlaka buluşmuşlardır.

Şairler hep vardır. Sahi, Ruhi bey nasıl? İyi ki yazdın Edip Cansever…