Şahap Eraslan: Irkçıyı yalnızca 'hasta' olarak görmek, onu fail konumundan çıkarmak anlamına gelebilir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Irkçılık, birçok ülkede insanlık suçu olarak kabul edilir ve son derece yüz kızartıcı bir eylem olarak değerlendirilir. Irkçılık suçtur ve cezası var ve utandığından çoğu insan ‘ırkçıyım’ demez. Bu nedenle ırkçılığı “hastalık” olarak adlandırmak, beraberinde ciddi etik ve hukuki sorunlar getirir. Çünkü hastalık kavramı, özneyi bir “hasta” konumuna yerleştirir; bu da çoğu zaman koruma, tedavi ve sorumluluğun hafifletilmesi gibi sonuçlar doğurur.

Ancak tam da bu noktada ciddi bir gerilim ortaya çıkar. Çünkü ırkçılık, yalnızca bireyin iç dünyasına ait bir “rahatsızlık” değildir; başkalarına zarar veren, onları aşağılayan, dışlayan ve kimi zaman yok etmeye yönelen bir eylemler bütünüdür. Bu nedenle ırkçıyı yalnızca “hasta” olarak görmek, onu fail konumundan çıkarmak ve eylemlerinin sonuçlarını ikinci plana itmek anlamına gelebilir. Oysa ırkçılıkta söz konusu olan yalnızca bir semptom değil, aynı zamanda başkalarının hayatına doğrudan müdahale eden bir pratikler dizisidir.

Irkçılığı anlamak mümkündür; ancak onu anlamak, hiçbir zaman onu mazur kılmanın bir yolu olmamalıdır. Çünkü anlaşılan her şey affedilmez—ve affedilen her şey, bir süre sonra yeniden üretilir. Irkçılık, psikopatolojik bir örgütlenme biçimi olarak düşünülebilir; fakat bu, ırkçıların cezai ehliyetlerinin ortadan kalktığı ya da işledikleri suçlardan muaf tutulmaları gerektiği anlamına gelmez. Aksine, burada etik ve hukuki sorumluluk tam da yerinde kalır.

Irkçılık bir hastalık mıdır? Bu soruya benim yanıtım ‘evet’tir. Çünkü ırkçılık; psikopatolojilerden tanıdığımız akıldışı genellemeler, yoğun duygulanımlar ve çoğu zaman gerçeklikle bağı zayıflamış bir düşünme biçimiyle kendini gösterir. 

Şahap Eraslan’ın yazısı