Son yıllarda bu ülkeden çok sayıda insan gitti. Bazıları ekonomik nedenlerle, bazıları daha iyi bir hayat kurabilmek için, bazıları ise artık burada kendileri olarak kalabileceklerine inanmadıkları için ayrıldı. Politik düşüncesi, kimliği, inancı, dili, yaşam biçimi ya da ait olduğu topluluk nedeniyle baskı altında hisseden insanlar, doğup büyüdükleri, anılarını bıraktıkları, sevdiklerini gömdükleri bu ülkeden uzaklaşmak zorunda kaldılar.
Onlar yalnızca başka bir yere gitmeyi seçmiş insanlar değildi; burada kalma özgürlükleri giderek daraltılmış, kendi ülkelerinde kendileri olarak yaşayabilme hakları ellerinden alınmış insanlardı.
Bir insanın ülkesinden ayrılması her zaman özgürlük değildir. Bazen gitmek, başka bir hayatı seçmenin değil, yaşadığı yerde artık nefes alamamanın sonucudur. Bir insan düşüncesini söylediği için, inancını yaşadığı için, ana dilini savunduğu için, eşit yurttaşlık istediği için ya da yalnızca çoğunluğa benzemediği için kendisini güvende hissetmiyorsa, onun gidişini özgür bir tercih olarak anlatmak mümkün değildir. Bu, görünmez bir sürgündür. İnsan kapı dışarı edilmese bile, kendisine yaşadığı yerin artık onun yurdu olmadığı hissettirilerek gönderilebilir.
Kötülük tam da burada belirir. Fakat kötü nedir? Kötülük yalnızca öldürmek, işkence etmek ya da açıkça şiddet uygulamak mıdır? Yoksa bir insanın yaşadığı yerde kendisi olarak kalmasını imkânsızlaştırmak, onu kendi yurdunda yabancılaştırmak, geleceğini başka coğrafyalarda aramak zorunda bırakmak da kötülüğün bir biçimi midir?