Radyoloji tetkikleri: İhtiyaç mı dayatma mı?

Bir saha çalışmasına göre tıbbi radyoloji tetkiklerinde görüntüleme cihazlarının kullanımının yaygınlaşması hekimlerin mesleki bağımsızlığını azaltıyor.

Fotoğraf: AA

Sosyolog Dr. Gül Çorbacıoğlu kamu ve özel sağlık kurumlarında çalışan farklı uzmanlıklardan toplam 23 hekimle görüştü.

Çorbacıoğlu, Türkiye’de Sağlık Dönüşümü Programı Kapsamında Tıp Mesleğinin Mesleki Bağımsızlığının Dönüşümü’ başlıklı doktora teziyle Hafız Cemal Lokmanhekim Sağlık Vakfı’nın düzenlediği 2025 Tez Ödülleri’nde birinci olmuştu.

Çorbacıoğlu ile bir makalesinde de yer alan tıbbi görüntüleme cihazları ve hekimlerin mesleki bağımsızlığına etkilerini konuştuk.

Radyoloji (görüntüleme) yöntemleri için ‘tıbbın gören gözü‘ deniyor. Tıbbın ayrılmaz bir parçası haline gelen görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi hiç kuşku yok ki teşhis ve tedavi olanaklarını artırdı. Bir yandan hekimliğe ve otoritesine duyulan saygı ve güven yükseldi. Diğer yandan sağlık da ticarileşip ve özelleşti.

Sermaye, sigorta ve ilaç şirketleri belirleyici aktörler arasına girdi. Sağlık hizmeti ‘ticari’ bir faaliyete, hastalar ‘müşteri’ye dönüştü. Hatta gelinen noktada belirleyiciler arasına hastalar da katıldı diyebiliriz.

Görüntüleme cihazlarının pek çoğu hem fiyatları hem de bulunmaları gereken özel koşullar ve personel ihtiyacı nedeniyle muayenelere sığmadı. Hastane, klinik gibi geniş alanlara kuruldu. Hekimlerin bir kısmı bu sebeplerin de etkisiyle hastane çalışanına dönüştü.

Türkiye’de cihaz da çok yapılan çekim de

Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı 1990’lı yılların başından beri gündemde olsa da AKP hükümeti tarafından 2003’de hayata geçirildi. Hedeflenen sağlık hizmet sunumu ve finansmanını ‘verimlilik, etkinlik ve hakkaniyet‘ ilkeleri çerçevesinde dönüştürmekti.

Gelinen noktada, ülkedeki hem cihaz sayısı hem de kullanım sıklığı yüksek. Sağlık Bakanlığının gururla paylaştığı son verilere göre; Yaklaşık 221 bin hekimimiz var. 2025’in ilk 11 ayında muayene sayısı 1 milyar 24 milyonu aştı. Bu çok yüksek bir sayı, yılda kişi başına 12’den fazla muayene demek.

Toplam bin 31 manyetik rezonans (MR), bin 379 bilgisayarlı tomografi (BT), 5 bin 867 ultrasonografi, 8 bin 630 doppler ultrason, 3 bin 288 EKO, 926 da mamografi cihazı buluyor.

Görüntüleme sayılarına gelince; yılda yaklaşık 21 milyon MR,  29.5 milyon BT, 21.1 milyon ultrason, 31.8 milyon doppler ultrason, 10.3 milyon eko, 3 milyon mamografi çekiliyor.

Hekim bağımsızlığının ‘çerçevesi’ çiziliyor

Çorbacıoğlu “Teknoloji kullanımının artması, tıbbi kararlarının finansallaşmaya başlamasına yol açan önemli etkenlerden biri” diyor.

Kaynak dağılımını merkezi aktörler (hükümetler, bakanlıklar ya da sosyal güvenlik kurumları) belirliyor. Hasta ve cihaz sayısı gibi kararları yöneticiler alıyor. Hekimlerin çoğu ise ücretli çalışan. Çorbacıoğlu hekimlerin klinik bağımsızlığına, yaptıkların işin içeriğine doğrudan karışılmadığını söylüyor ve ekliyor: “Fakat bağımsızlıklarını sistemin sunduğu mali ve lojistik çerçeve içinde icra etmesi istenir.

Buna kuruluşta kaç görüntüleme cihazı olacağı, ne kadar kullanılacağı, bundan ne kadar kar edileceği de dahil.”

Özel sağlık sektörü ciro, kamu sağlık sektörüyse performans baskısı yapıyor. Ne kadar çok hasta görülür ve tetkik istenirse o kadar ‘kâr‘ elde ediliyor. Bu motivasyonlar bile tek başına ‘gereksiz‘ görüntüleme işlemlerine yol açabiliyor. Özellikle sağlığa da zararı yoksa (MR, ultrasonografi gibi).

Yöneticiler dayatıyor

Hekimler tıbbi görüntüleme cihazlarının yaygın kullanımının gündelik pratikleri açısından hem olumlu hem olumsuz bir gelişme olarak değerlendiriyor. Cihazlar teşhis ve tedavi yöntemlerinde hız ve kesinlik sağlarken, bütüncül yaklaşımdan uzaklaştırıyor.

Çorbacıoğlu hekimlerin, fiziki muayene gibi teşhis yöntemlerini terk ederek, görüntüleme cihazlarının sunduğu olanaklardan faydalandıklarını belirtiyor:

“Bu tercih, hekimlerin yalnızca iradeleriyle verdikleri bir karar değil. Hangi cihazı, ne kadar kullanacakları kararını tıbbi deneyimlerine, bilgilerine göre değil yukarıdan gelen finansal baskılara göre vermek zorunda kalıyorlar.

Sağlık kurumlarındaki yoğunluğun ve ekonomik hesaplamaların getirdiği sınırlamalar ve bunların yöneticiler tarafından dayatılması, teşhis yöntemlerine dair kararların her zaman bağımsız bir biçimde alınmadığını gösteriyor.”

Özetle karar alma mekanizmaları, sosyal güvenlik sisteminin yapısından ödeme biçimlerine, yöneticilerin ciro baskısından maliyet hesaplarına, ek ödeme miktarlarından hasta yoğunluğuna, başkaları tarafından alınan ve dayatılan mali ve lojistik kararlardan etkileniyor.

Çorbacıoğlu bu durumun hekimleri gerekli görmedikleri işlemlere itebildiğini söylüyor: “Bu sağlık hizmetlerinin niteliğinin olumsuz etkileneceğinden endişe etmelerine neden oluyor.”

Hasta çok, ayrılan zaman az, çare: MR, tomografi

Yüksek sayıdaki başvuruları karşılayabilmek için muayene süreleri kısa tutuluyor. Bu durum da hekimleri daha fazla görüntüleme ve başka tetkiklere itebiliyor. Çorbacıoğlu hasta başına ayrılan zamanın çok kısalmasının önemli bir faktör olduğunu söylüyor:

“Hızlı hareket edebilmek için gerekli görmeseler bile bunları isteyebiliyorlar. Hatta artık normalleşmiş durumda.

‘Neyiniz var?’ sorusundan sonra çoğu hekimin ilk düşündüğü şey ‘Hangi tetkiki yapsak?’ Hatta bazen fiziksel muayene etabını tümüyle atlayıp, ‘Kime yollasak?’, ‘Hangi cihaza yollasak?’, ‘Hangi testi istesek?’ diye düşünebiliyorlar.”

 ‘Hastalar muayeneyi yeterli görmüyor, MR, BT istiyor’

Tıbbi görüntüleme cihazlarının hekim – hasta ilişkilerinde de gerilime ve güven ilişkisinin bozulmasına yol açabildiğini aktaran Çorbacıoğlu şunları söylüyor: 

“Cihazlara erişim ve bunlara dair bilginin yaygınlaşması, hekim – hasta ilişkisinin daha ‘demokratik’ olmasına yol açtı.

Diğer yandan hekimlerin hastalar üzerindeki otoriteleri sarsılıyor ve cihazların kullanımını bir ‘gereklilik’ olarak gören hastalar; tıbbi kararlara müdahale etmeye çalışan bir başka grup olarak ortaya çıkarıyor.

Hastalar ‘İlla MR (ya da BT) çekilmesi lazım’ diyor. Öyle hale gelmiş ki bunu tedavinin bir parçası olarak düşünen hastalar var. Yani doktorun muayenesini yeterli görmüyor. İlla kağıt üstünde, ‘somut kanıt’ görmek istiyorlar.

Bu kadar tıbbi cihaz kullanımı hastaların gözünde hekimleri ‘teknisyen’e indirgiyor.

Malpraktis davaları da hekimlerin daha fazla görüntüleme yöntemlerini kullanmasını yol açıyor.”