'Popun en harika gecesi': Biz Dünyayız

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Belgesel

insanatinart@gmail.com

Yaklaşık kırk yıl önceydi.

Güzel yaşlarımızdı.

Dünya oradaydı ve değiştirmek istiyorduk.

Açlık olmasın. Barış olsun. Adalet olsun. Savaşlar son bulsun.

Bu kadar bir şeydi işte. Basit, kolay ve anlamlı.

Sonra onlar geldiler ve “We are the world, We are the children” dediler.

Biz dünyayız. Biz çocuklarız.

Umudumuz büyüdü.

Hayallerimiz büyüdü.

Netflix yepyeni bir belgeselde 1985 Ocak ayında dünyanın en büyük seslerinin buluştuğu o muhteşem düşünceyi anlatıyor.

Popun en harika gecesi’ ismini vermişler yapıma… Belgesel 1985 Grammy ödülleri sırasında bir araya gelen dönemin en ünlü sanatçılarının, sabaha kadar bir gecede hem prova alıp hem de kayıtları bitirdiği olağandışı yirmi dört saati anlatıyor.


Projenin o dönemdeki fikir babası 50’lerde 60’larda kalipso şarkıcısı olarak ününün zirvesine çıkan ancak daha sonra aktivistliği ile de gündemden hiç düşmeyen Harry Belafonte’ydi. Meraklısı ünlü Day-O şarkısıyla hatırlar.

Quincy Jones, Ken Kragen gibi önemli yapımcılardan ilk desteğini alan Belafonte’ye Lionel Richie de katılınca rüya takım ortaya çıkmaya başlıyor.

Kimler yok ki! Michael Jackson, Kenny Rogers, Diana Ross, Stevie Wonder, Ray Charles, Bob Dylan, Bob Geldof… Bu efsane isimler, egolarını kapının dışında bırakarak hiçbir bedel almaksızın Etiyopya’daki açlığı sona erdirmek, insanlığın o bölgeye dikkatini çekmek için, dünyanın en çok satan yardım amaçlı single albümünü gerçekleştiriyor; ‘We Are The World!

O günlerde Tower Records’un Batı Hollywood’daki Sunset Boulevard mağazası ilk iki günde 1000 kopya satıyor. Sonra da single rekorlar kırmaya bugüne kadar devam ediyor.

Belgeselin yönetmenliğini Bao Nguyen yapmış, metin ve editörlüğünü ise Nic Zimmermann üstlenmiş. O yıl bütün ödülleri toplayan albümün dünyada en çok satış yapan unvanı henüz değişmedi.

Şu sözlerle başlıyor: ‘Öyle bir zaman gelir ki tek bir çağrıya önem veririz / Dünya tek olmak üzere bir araya geldiğinde / İnsanlar ölür / Ve yaşama bir el uzatmanın tam zamanıdır o an’.

Sözleri Michael Jackson ve Lionel Richie yazıyor.

Kırk yıl olmuş.

Bizim yaşımız ilerlemiş.

Dünya hiç değişmemiş.

Sanatın dünyayı değiştireceğine inanmışız. İnandırmışlar.

Dünya kaybedilmiş. Barış ve sevgi unutulmuş.

İnsanlık birbirinin omuzunda ağlama şansını kaybetmiş.

Olağanüstü bir macera gibi olmalıydı hayat… Şimdi gençlik hayallerimiz, telekleri sokaklara savrulan ölü kuşlar gibi kimsesiz…

Eğer bütün kimliklerimizden vazgeçseydik, insanlar arasındaki nefret biter miydi? Yeniden başlayabilir miydik birbirimizi sevmeye?

Görmemek için başka yöne bakıyor, başka yöne baktığımız için görmemiş gibi yapıyoruz! Paylaşamadığımız bir dünyayı ateşe vermekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Oysa bütün kadim metinler insanın nasıl olması gerektiğini anlatmıştı.

İyiliğin yolunu kaybettiği bu dünyada; açlık ve savaşlar insanlığın derin mağlubiyetidir.

1985’ten bugüne sesleniyor belgesel, o genç olduğumuz ve dünyayı değiştireceğimize inandığımız günlerden; ‘Artık bir şeylerden vazgeçmeye başlayalım haydi / Şimdi bir seçim yapıyoruz / Kendi hayatlarımızı kendimiz kurtarıyoruz / Günü daha güzelleştirecek biziz / Sadece sen ve ben’.

Yönetmeni Nguyen gerçekleştirdiği ‘We are the world‘ belgeseli sonrasında iyimser. Kendi ifadesiyle, Umarım film ve şarkı, genç kuşağa, yeniden böyle bir şeyi denemek konusunda ilham verir” diyor.

Bu eskimiş, kendine yenilmiş insanlığın tozunu alsak; iyilik, barış ve sevgi denilen o derindeki cevhere ulaşabilir miyiz yeniden?