mertyldz@gmail.com / Twitter: @my2048
Hayri İrdal cemiyetin başkanlığına gelişinin 7’nci yılında yaptığı konuşmayla herkesin takdirini kazanmıştı.
Üyelerin yüzde 43’ü cemiyetin faaliyetlerinden memnundu. Ekonomi büyüyor, ihracat artıyordu.
Abusellam beyin gerçek olan hayali
Abusellam beyin hayalleri gerçek olmuştu. Artisidi Efendi’nin eczanesinde yaptıkları deneyde altın üretmeyi başarmış, Halit Ayarcı’nın İran’daki bağlantıları sayesinde külçeyle ihracata başlamışlardı bile.
Enflasyon ve faizler tek hanelere gerilemiş, bankalar da kredi vermek için esnafın peşine düşmüştü. Boş arazi bulan bina dikip zengin oluyordu. Dört duvarlar cemiyetin üyeleri arasında kapış kapış gidiyordu. Başkan konuşmasında gelişmeleri ballandıra ballandıra anlatıyor, her kelimesiyle üyeleri kendine hayran bıkarıyordu.
O ne pahalı saat öyle
Cemiyetin icraatından memnun olmayan bir azınlık da vardı elbet. Neye muhalefet edeceğini tam kestiremeyen bu kesim, başkanın konuşmada taktığı saate takıldı.
O ne kadar pahalı bir saatti öyle? Tamam başkandı ama o kadar pahalı saati nasıl almıştı?
Muvakkit Nuri Efendi’nin kemikleri sızlıyordu; kimse cemiyetin bir balon misali şiştiğini, yurtdışından alınan borç parayla kredi verdiğini ve varlığını sürdürdüğünü fark etmemiş miydi?
Takılacak o kadar konu varken, takıla takıla altı üstü 300 bin dolarlık saate mi takılmıştık? Ya uygulanan yanlış politikalarların milyarlarca dolar değerindeki fırsat maliyeti? Ya doğrudan cemiyetin sorumluluğunda bulunan 2,8 milyon işsiz, 2 milyon iş bulma ümidini yitirmiş genç?
Enstitü’nün gerçek yüzü
Aslında sanayi kökenlidir Hayri bey.
PPAE’deki ilk görevi Sanayi ve Ticaret başkanlığıydı. Ne komiktir ki Başkan’ın dönem süresi boyunca ve daha önemli görevlere geldikten sonra sanayinin toplam üretim içindeki payı gerilemişti.
Kaynak: TÜİK, 2014.
Başkan’ın görev tanımı İhracat Başkanı’dır aslında
Ama başkan için çok önemli değildir bu. Elit kesimin işidir sanayi. Önemli olan ticarettir. Zaten bir sonraki görevinde de Dış Ticaretten sorumlu başkan olmuştur kendisi.
Tabii dış ticaret çok genel bir tanımdır. İhracatı vardır. İthalatı vardır. Başkan için önemli olan ihracattır. Başkan, görev süresi boyunca ihracattaki artışı her fırsatta dile getirir. Beş yılda yüzde 60’lık büyüme. Daha ne olsun? 96 milyar dolardan 155 milyar dolara…
Kaynak: TÜİK, 2014.
Büyümek başka gelişmek başka
Başkanın ve seleflerinin bir türlü anlamadığı veya anlamak istemediği şey büyüme ile gelişme arasındaki farktır. Beş yaşında çocuğu sokakta bıraksanız büyür. Dilenci olur, hırsız olur ama büyür. Fakat iyi bir şekilde büyümezse, gerekli eğitimi almazsa gelişmez. Gelişme olmadan büyürse de arkadaşlarının gerisinde kalır.
Evet ihracatımız büyüdü ama gelişmedi. Bu sebeple dünyanın gerisinde kaldı. Bizim gibi gelişmekte olan cemiyetlerin ihracatı bizden çok daha fazla büyüdü. Biz ise Başkan’ın görev süresi boyunca yerimizde saydık.
Abusellam Efendi’nin yaptığı altınlar olmasa kimbilir nerdeydik? Ama saati taktık, saatçiyi sormadık. Sahiden nerden geldi bu altınlar? Biri bir maden bulduysa biz niye duymadık?
90 senedir anlatamadık bu başkanlara
Başkan ihracatın temelinde kur yattığını sandı hep. Zayıf kur yüksek ihracat demekti.
Merkez Bankası’na baskı yaptı kuru zayıflat diye… Sanki dalgalı kur rejiminde işler Merkez’in kontrolündeymiş gibi. Bir türlü anlatamadık ki ithal girdisi olan ülkelerde zayıf kur ihracatı arttırmaz.
Başkan’ın dönemi boyunca kur yüzde 42 zayıfladı ama ihracat payımızda tık yok. Başkan göreve gelmeden kurun en güçlü olduğu dönemde ihracattaki payımızın artması bile başkana ders olmadı. İhracat rekabet gücüne bakar, kura değil.
Cari açığı önce küçümsemek sonra da onunla büyümek
Başkan ticaretin iki bacağı olduğunu unuttu herhalde dedik. Bir de ithalat vardı. İhracatımız arttıkça ithalatımız da arttı. Malum ihraç etmek için önce ithal etmemiz lazımdı.
Biz değil Patek Philippe’i, Casio’yu bile ithal etmeden üretemiyorduk. Oluşan açığı önce küçümsedik. Sonra anladık ki önemli, bir dizi politika düzenledik. Basın toplantıları, elele tutuşup ‘Cari açığın belini kıracağız’ gibi açıklamalarla ülkeyi bölgelere ayırıp yatırım teşvikleri verdik.
Sonuçta ne oldu? Cari açık güldü geçti. Verdiğimiz teşvikle kaldık.
Kaynak: TCMB, 2014.
N’eflasyon?!
Başkan sonunda Ekonomi Başkanı oldu ama yine varsa yoksa ihracat.
Başkan’ın ağzından bir gün bile enflasyonu duymadık. Ee biz de halimizden memnunduk…
Enflasyon tek hanelerdeydi. Fark etmedik ki rakiplerimizde çok daha düşük. Bilmedik ki yüksek enflayon demek, yüksek girdi maliyeti demek, rekabet gücünün zayıflaması demek.
İşsizdik ama mutluyduk
Ekonomi büyüyor, istihdam artıyordu ama işsizlik bir türlü düşmüyordu. Tam tersine cemiyetin üyeleri iş bulma ümidini kaybedip kendilerini işgücünün dışına atıyorlardı.
Nüfusun devamlı arttığı bir ortamda işsizliği düşürücek büyümeyi yaratamıyorduk. Büyümenin bir asır önceki gibi sadece nüfus artışından değil üretkenlikten, üretkenliğin de eğitimden geçtiğini anlayamamıştık henüz.
Saate değil icraate bak
Sonunda başkanın saati mevzu konusu oldu. Neymiş yolsuzluk yapmışmış. Sulu gözlerle istifayı bastı gururlu Hayri Bey. Başkanlık görev süresi boyunca kişi başı gelirimiz bir gıdım artmamış, rekabet gücümüz düşmüş, yabancı bankalara borcumuz artmış, işsizlik yerinde saymış kime ne? Pahalı saat taktı başkan, al aşağı.
Yerine cemiyetin Denizli sorumlusu geldi. Ne derler bilirsiniz… Gelen gideni aratırmış.
100 yıllık ekonomi teorilerini çökerten talihsiz bir faiz açıklaması dışında yeni Başkan’ın sesini duymadık henüz.
Konuşsa da duymayız zaten. Gündemimiz çok yoğun…
Ama yarın öbür gün Amerika’dan gelen bir mütevelli heyeti cemiyeti tasfiye kararı alırsa şaşırmayalım.
Patek Philippe’leri ayarlamaya devam edelim. Başımıza gelecek en kötü şey zamanı yanlış gösteren bir Patek Philippe’tir…








