
BURAK KILIÇ
Bir insanın sözünden daha geçerli bir şey varsa o da imzasıdır. Eğer sözlerinize inanılmıyorsa, sadece yapmış olduklarınızın belgesi sizi doğrulayabilir.
Aziz Yıldırım, bugüne kadar ettiği bütün sözleri “Fenerbahçe için” diyerek yuttu. Mehmet Ali Aydınlar’la el sıkıştı. Kulübe para akıttı. Peki bu kadar büyük sözler etmek gerekir miydi? Yine mi dün dündü bugün bugündü? Edilen her sözden dönülecek, her bildiriden cayılacaksa, konuşmanın kendisi, konuşanı ve temsiliyetini küçük düşürmez mi? Bir baba evlatlarına yalan söyler mi? Tek tek gidelim.
Diyelim ki kulüp profesyonel, taraftar da müşteri
Bu zaten başlı başına bir sorunsal. İkisi de içi boş kavramlar ama bize olması gerekenmiş gibi pazarlanan bu iki olguyu kabullenelim. Müşteriniz size karşı güzel hisler besliyor. Renklerinizi seviyor, ürettiklerinizi tüketiyor ve cebinden para harcadığı için kaliteli tüketim malzemeleri talep ediyor. Bu eksende spor gibi, rekabet kavramına temellerini kazıklayan bir arzu nesnesinin başarıyla taçlandırılması gerekir. Fenerbahçe 7 yılda bir şampiyonluk elde etti. Oynanan oyun ise bir sezon tatmin etti. Şirketin maddi profili ise sürekli negatif görüntü sergiledi. Bu süreçte marka değeri de yıpranan şirketimizin önemli bütçe kalemlerinden sponsorluklar halel gördü. 7 sezonun 2’si göğüs sponsoru olmadan geçildi. Bugün ise Acıbadem Grubu ile sözleşme imzalandı.
Peki neden Acıbadem? Çünkü:
8 Mart 2012.
Mehmet Ali Aydınlar: “Bir gün Fenerbahçe’ye başkan olursam 100 milyon dolar bloke çeki kulübe hibe edeceğim. Geri istemem.”
Bu sözün öncesinde ise diğer bir diğer iddia ortaya atılmıştı. “45 milyon euro vereceğim. Şampiyonlar Ligi’ne gidememe zararını karşılayacağım.”
Bugünkü manzarada ise çemberin dışından dolanılıyor. Çünkü para hibe edilmedi. 6.5 yıllık bir sponsorluk anlaşması yapıldı. Yanisi; yine bir söz verildi ve tutulmadı. Üstelik bu meblağ bir hizmet değil bir ticarettir. Henüz açıklanmamış olmakla birlikte anlaşmanın tek taraflı iptalinde bir fesih bedeli olup olmayacağı da belli değil. Örneğin; bir sonraki dönemde yönetimin değişmesi ve daha kârlı bir anlaşma imkanı yaratılması halinde, Fenerbahçe’nin kasasından ne çıkacağı muğlak.
Peki ya profesyonel değilsek ve karşınızda taraftar varsa
O zaman durum içler acısı. Bugüne kadar edilen tonla laf, meydan okumalar, karşılıklı suçlamalar sineye çekildi.
Unutanlar için karşılıklı suçlamaların bir kısmı:
Yıldırım: Siz, karşı karşıya olduğunuzun sadece bir seçim olmadığını, bunun aslında bir 3 Temmuz hesaplaşması olduğunu ve siz var oldukça Aziz Yıldırım’ın son sözünün Fenerbahçe olacağını çok iyi biliyorsunuz.
Aydınlar: Artık yeter! Uyanın arkadaşlar. Cemaat diyenler Aziz Yıldırım’ın Fetullah Gülen’i defalarca arayıp sonunda da görüştüğünü neden söylemiyor?
Yıldırım: Bunlar Fenerbahçe’yi sattılar, Fenerbahçe’yi satanlar yönetime gelemezler.
Gelinen aşamada ise el sıkıldı.
Buna ister “Fenerbahçe için” deyin, ister “Kulübün menfaatleri” deyin, ister “Döviz artınca borç da arttı” deyin. Hiçbir şey, sözlerinizle insanlarda ‘Fenerbahçe düşmanı’ ya da ‘hain’ diye algı yarattığınız biriyle el sıkışmanızı makul gösteremez. Ya bunca söz edilmemeliydi ya da bu anlaşma imzalanmamalıydı. Paranın verilip geriye çekinilmesi değil durum, kerli ferli sponsorluk.
Fenerbahçe, ucuz, devletçi-milliyetçi akılla yönetiliyor. Daha şimdiden “Yahu böyle tutarsızca yönetim mi olur?” eleştirisi, “Fenerbahçe’yi bölmeye çalışıyorsunuz” saçmalığıyla karşılık buluyor. Tıpkı devlet iyi yönetilmiyor dendiğinde “Vatan haini misin?” denmesi kadar saçma.
Bir işin bir doğrusu vardır. İstikrar kelimesi ağızlarda sakız olmadan önce kıymetliydi. Artık sözlerinizdeki ya da icraatlarınızdaki tutarsızlık hiç önemli değil. Ne de olsa karşınızda isteyince müşteri, isteyince taraftar olan bir kitle var. Tıpkı dilediğinizde vatandaş dileğinizde vergi mahsulü olan halk gibi.
Bu anlaşma sonrası elbette kimse takımını sevmekten vazgeçmez. Yutulan bunca sözden sonra kasaya giren para da güzel.
Peki, ‘Düşman Aydınlar’ın yer aldığı bir formayı taraftarın giymesini isteyebilir misiniz? Orası mayıs ayında belli olacak.