Resmî Gazete’de 24 Eylül tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, “sürdürülebilir yatırımlara finansman akışını yönlendirmeyi ve piyasadaki yeşil yıkama uygulamalarının önüne geçmeyi” hedefliyor. Düzenleme kapsamındaki esaslar, bir ekonomik faaliyetin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edilebilmesi için hangi teknik şartları taşıması gerektiğini belirliyor.
Ancak düzenlemenin yayımlanmasıyla birlikte, metnin yeşil yıkamayı engelleme kapasitesi, kapsadığı sektörler ve öngörülen kontrol mekanizmalarının yeterliliği konusunda bilim insanları ve hukukçular tarafından kapsamlı eleştiriler dile getiriliyor. Kamuoyuna sunulan bu çerçevenin sahadaki gerçeklikle ne derece örtüşeceği ve çevresel tahribatı durdurup durduramayacağı tartışılmaya devam ediyor.
Yeşil taksonomi, hangi ekonomik faaliyetlerin çevresel açıdan sürdürülebilir kabul edileceğini bilimsel ve teknik kriterlerle belirleyen ulusal bir sınıflandırma sistemini ifade ediyor. Yeşil yıkama ise işletmelerin ve kurumların ürün ya da hizmetlerini gerçekte olduğundan daha “çevreci” ve doğa dostu göstermek amacıyla aldatıcı reklam, pazarlama ve finansman yöntemlerini kullanması anlamına geliyor.
Ekolojik krizlerin kapitalist üretim tarzının içsel bir çelişkisi olduğu ve “yeşil kapitalizmin” bu çelişkiyi her fırsatta yeni pazar fırsatlarına dönüştürdüğü bilinen bir olgu. “Sürdürülebilirlik” söylemi, radikal bir sistem dönüşümünü engellemek amacıyla ticarileştirilirken statükoyu koruma işlevi de görüyor.
Yeşil yıkama yöntemleri tam da bu noktada üretimi ve tüketimi sınırlandırmak yerine “ekolojik olanı tüketme” anlayışını yaygınlaştırarak yanlış bilinç üretimine katkı sağlıyor. Böylece iklim değişikliğinin gerçek failleri ve sınırsız büyüme odaklı sermaye düzeni görünmez kılınarak çevresel tahribatın üzeri örtülüyor.
Ekolojik krizlerin temel kaynağını üretim tarzı yerine fiyatlandırma veya etiketleme mekanizmalarında arayan yaklaşım, kirliliği kökten azaltmak yerine sürdürülebilirlik söylemi üzerinden piyasayı canlı tutmaya hizmet ediyor. Uzmanlar, sahada gerçek bir koruma sağlamayan ve tarım gibi en kırılgan sektörleri bütüncül biçimde desteklemeyen mevzuat adımlarının, derinleşen çevresel krizlerin üzerini yeşil etiketlerle örtme riski barındırdığını dile getiriyor.