Oyunculuk kutsal mı?: Bir zamanlar fakir ama estetikli bir kız vardı
O

Biliyorsun sevgili okur, Malatya’nın kayısısı, Aydın’ın inciri, ülke olaraksa bizim polemiğimiz meşhurdur.

Haftaya ‘Oyunculuk kutsal mıdır, değil midir’ tartışmasıyla başlayınca bir yazı yazmak farz oldu.

Peki oyunculuk gerçekten kutsal bir iş midir? Cevabını yazının başında vereyim: Hiçbir meslek kutsal değildir. Biri diğerinden üstün değildir.

Fotoğraf: Pexels

Ne oldu ne bitti de böyle bir tartışma başladı, bilmeyenlere anlatayım. Berna Laçin X’ten bir paylaşım yapmış, yeni başlayan ‘Sahtekarlar’ dizisinde fakir kızı canlandıran oyuncu Hilal Altınbilek’in adını vermeden şöyle yazmıştı:

“En bariz estetikli birine, mahallenin fakir kızı rolünü vermek kimin fikriydi?”

Oyuncu Dilan Çiçek Deniz’se bu sözler üzerine “Oyunculuk o kadar kutsal bir meslek değil” dedi.

Polemiği duyup da gelmemek olmaz, oyuncu Ekin Türkmen de “Oyunculuk kutsal bir meslek. Yazık, bıktım sizin kapladığınız alanlardan. Saygısız, hiyerarşi, bilmeyen cahiller” diyerek tartışmaya katıldı.

Olay özetle bu, ardından magazincilerin fikrini sormadığı kimse kalmadı. Tartışmaya makul yaklaşanlar olduğu gibi saçmalayanlar da oldu.

Bir zamanlar fakir ama estetikli bir kız vardı

Neyse, gelgelelim işin aslına. Berna Laçin’le başlamak istiyorum. Berna hanım elbette estetikli biri mimiklerini kullanamaz, mesleğin hakkını veremez, yapay olur demeye getiriyor. Belki haklıdır ama burada düşülmesi gereken bir şerh var.

Yani yönetmenler ve senaristler yazdıkları dünyanın gerçekçi olması için fakir semtlere kenar mahallelere gidiyordur. Bir ölçüde toplumsal gerçeğimizden haberdardırlar, diye umuyorum. Yalnız bazı oyuncular, bu işi eskiden yapanlar veya belli bir kesim gerçekten kopuk.

Televizyonda izledikleri dünyaya veya takip ettiği fenomenlere özenen o genç kızlar ellerine geçen ilk maaşlarıyla burun estetiği yapıyorlar, protez tırnak takıyorlar ve o cüzi miktardaki paralarını güzelliğe harcamaya çekinmiyorlar. Çünkü salgın bir hastalık gibi her yeri saran güzellik endüstrisi bunun böyle olmasını istiyor.

Yani Berna Laçin veya bir başkası girdiği Migros’larda veya AVM’lerde çalışan mağaza görevlisi kızların ellerine veya yüzlerine baktığında protez tırnakları, estetikli burunları görecektir. Ayın sonunu zor getiren kızların bile bunun için bir bütçe yaratabildiğini şaşkınlıkla da olsa kabul edeceklerdir.

Eee durum buyken Hilal Altınbilek’in estetikli haliyle başrol olması, fakir kızı oynamasında ne gibi bir engel ve gerçekçilik sorunu olsun ki. Haa oyunculuğunu bütün bunlara rağmen kötü bulursunuz, ki bulabilirsiniz, izleyicisiniz hakkınızdır, o zaman başka.

Yeşilçam’ın estetikli starları her rolü oynadı

Ayrıca Yeşilçam tarihimizde de kadın starların estetikleri çok konuşulmuş, onlara benzemek isteyenler de birçok kez bıçak altına yatmıştır.

Örneğin Yeşilçam’ın ‘Sultan’ lakaplı oyuncusu Türkan Şoray’ın yüzünde, dudaklarında ve burnunda estetik vardır. Ama o çingene kızını, zengin kadını, köylü kadını, işçiyi de fakiri de oynamıştır. Yetmemiş ‘Sultan’ olmuştur. Keza Filiz Akın da estetikli bir oyuncudur.

Hollywood’daki kadın oyuncular arasında şu an aklıma gelmeyen birçok estetikli ve iyi oyuncu isim vardır.

Elbette ki oyuncunun doğalı iyidir ama estetik yapmanın fakir kızı oynamanın önünde bir nasıl bir engel oluşturduğu hâlâ kafamda bir yere oturmuyor. Yani fakir kızı değil ama anasını Seda Sayan’a oynatmak istesek ve pek değerli Sayan mimik yapmakta zorlanıp rolü oynamak istemese heh o zaman derim ki estetik mimikleri deforme etmiş ve kadın oynayamadı.

Olabildiğince basit anlatmaya çalıştım. Sıra geldi kutsallık meselesine sevgili Dilan Çiçek Deniz kendini net ifade edememiş. Velhasıl demek istediği o kadar kutsal bir şey değil yaptığımız iş, bundan para kazanıyoruz ve bir insanın kendisine istediği operasyonu yaptırma hakkı var. Kişi kendine ne isterse yapabilir ve istediği mesleği de bu koşullarda yapabilir.

Vay sen misin efendim ‘kutsal değil’ diyen. Rahmetli Kemal Sunal’ın ‘Şark Bülbülü’ filmindeki gibi ‘Mazlum’u getirin bana’ anını yaşadık. Gelen geçen kızı tokatlıyor. Beyler, hanımlar sakin olun.

Oyunculuk kutsal değil, yazarlık kutsal değil, sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmak kutsal değil, öğretmenlik ve doktorluk kutsal değil.

At çöpe kutsalı, at çöpe

Kutsalı çöpe atın ve bu payeyi kimseye vermeyin.

Çünkü kutsal demek öğretmene öğrencisine baskı, şiddet uygulamak ve bunu meşrulaştırmak için paye verir. Doktora kutsal demek kendini diğer mesleklerden üstün görerek yukarıdan bakma hakkı verir.

Oyunculuğa kutsal demek bu tartışmaya dahil olan Burak Sergen gibi “Ben öğretmeni oynayabilirim, ama onlar yapamaz” sözünü söyleme hakkı verir.

Ki hayatının önemli bir kısmında öğretmenlik yapan Şener Şen daha sonra oyuncu olmuştur. Bir iki hafta önce kaybettiğimiz 90 yaşındaki oyuncu Arif Erkin hayatının büyük kısmını bürokrat olarak geçirmiş ve imar müdürlüğünde çalışmıştır. Emekli olduktan sonra bu mesleği sürekli yapmaya başlamıştır.

Hem zaten çok kötü bir haberim var; alanında kendini ispat eden oyuncuların büyük kısmı da konservatuvar çıkışlı olmuyor. Oyuncu Haluk Bilginer’in de gençlere tavsiye ettiği gibi bu kişiler ya sosyal bilimler eğitimi almış oluyorlar ya da başka alanlardan buraya geçiyorlar.

Zannetmeyin ki konservatuvar eğitimini küçümsüyorum, bu eğitim sanat disiplini için bir ilk basamaktır. Ama kutsal atfedilen bu işi başka alanlardan ve geç yaşlarda yapmaya başlamak da mümkün.

Shakespear’in ruhu bile sızlamıyor

Biz de kutsal arzı sorunu var, sevgili okur. Yani etiket fazla mı ne basılmış, önümüze gelene yapıştırıveriyoruz kutsalı. Elimiz bile titremiyor. Shakespear’in ruhu bile sızlamıyor. Siz düşünün gerisini.

Nedir kutsal? Mühendislik mesela… Kutsal bir iş midir? İşinizi doğru yapmazsanız örneğin Kahramanmaraş’ta olduğu gibi yüzler, binler enkaz altında kalabilir. Bir doktor bir neşteri yanlış vurduğunda. Bir öğretmen bir sınıfa bir yıl boyunca hiçbir şey öğretmediğinde ne olur? Bir gazeteci gerçeği eğip büktüğünde ne olur? Düzen bozulur, etik çöp olur, yaşam gider, ölüm aslolan olur. Yazık olur kısaca.

Haluk Bilginer herkesten önce sordu: ‘Neden?’

Bütün bunlara rağmen bu işlerin hiçbiri kutsal değildir. İşin aslı herkesin işine karşı bir sorumluluğu, kamuya ve memlekete borcu vardır. Ve önünde saygıyla eğilmemiz gereken bir etiğimiz.

İşimize duymamız gereken bir sevgi ve saygı. Hepsi bu kadar.

Bu yazıyı oyuncu Haluk Bilginer’den şu soruyla bitirmek istiyorum: “Bir mesleği kutsallaştırmak çabası nedendir acep?”

Sahi nedendir acep, niye bu ısrar?

Bilen beri gelsin.