Erdoğan'a Freudyen bakış: Kendisini halife olarak hayal ediyor

 

New York Times gazetesinin ünlü yazarlarından Thomas Friedman, Ortadoğu’daki gelişmeleri ve IŞİD’le mücadeleyi ele aldığı son yazısında, Şiilerle Sünniler arasındaki gerilime ‘Freudyen bir bakış açısı‘ getirmeye çalıştı.

Nasıl ki her İsraillinin içinde bir miktar Batı Şerialı ‘Yahudi yerleşimci’ varsa, neredeyse her Sünni’nin de içinde bir miktar halifelik hayali vardır” diyen Friedman, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 3’üncü köprüye ‘Yavuz Sultan Selim‘in adını vermesinin tesadüfi olmadığını yazdı.

Thomas Friedman
Thomas Friedman’dan Freudyen analiz.

Friedman, Erdoğan’ın Ortadoğu’da çoğulcu bir demokrasiden ziyade ‘kendisinin başında bulunacağı bir Sünni halifelik hayali kurduğu‘na dair şüphelere değindi.

Friedman’ın yazısının tam metni şöyle:

Siyasetçilerin halka ne dediğine bakın

Ortadoğu’yu anlamaya çalışırken, akılda tutulması gereken en önemli kurallardan biri şu: Siyasetçilerin size özel konuşmalarınızda söyledikleri, genelde konuyla ilgisizdir. En çok önem taşıyan ve davranışlarını genellikle daha iyi açıklayan şey ise kendi halklarına kendi dillerinde ne söyledikleridir.

ABD Başkanı Barack Obama IŞİD’i yenilgiye uğratmalarına yardım için Irak’a daha fazla danışman göndermeye hazırlanırken, kilit oyuncuların birbirleri ve kendi arzuları hakkında kamuoyu önünde kendi dillerinde ne söylediklerine dikkatli bir biçimde kulak vermemiz hayati bir önem taşıyor.

İran da kendinden emin

Sözgelimi, Ortadoğu Medya Araştımaları Enstitüsü (Memri), İran’ın eski cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin eski danışmanlarından Muhammed Sadık El Hüseyni’nin bir röportajından bir bölüm yayımladı. Hüseyni Mayadin TV’ye 24 Eylül’de verdiği söyleşide, Şii İran’ın vekilleri aracılığıyla dört Arap başkentinde kontrolü fiilen ele aldığını söylüyordu: Şii Hizbullah milisleri aracılığıyla Şam; Beşar Esad’ın Şii/Alevi rejimi aracılığıyla Şam; Şiilerin liderliğindeki hükümet üzerinden Bağdat; ve Batı’da çok az kişinin ilgisini çekse de, İran yanlısı Şii Hutiler aracılığıyla Yemen’in başkenti Sana.

Hüseyni, İran ve müttefikleri hakkında şunları anlatıyordu: ”Direniş cephesindeki bizler, Akdeniz’in ve Körfez’in yeni sultanlarıyız. Bölgenin harştasını, Tahran, Şam, (Hizbullah denetimindeki) güney Beyrut, Bağdat ve Sana’daki bizler belirleyeceğiz. Biz Kızıldeniz’in de yeni sultanlarıyız.”

Hüseyni ayrıca, Suudi Arabistan’ın ‘yok olmanın eşiğindeki bir kabile‘ olduğunu da vurguluyordu.

Üçüncü Köprü’nün adı tesadüf değil

erdogan aksaray1

Neyse ki en azından Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan modern dünyada yaşıyor. Ama durun bir dakika; Erdoğan’ın Boğaz’a inşa ettiği en yeni köprüye konulmasında ısrar ettiği isim ne? Yanıt: Yavuz Sultan Selim.

1’inci Selim, dönemin Şii Fars imparatorluğu Safevileri 1514’te yenilgiye uğratan Sünni Türk sultanıydı. Şiiliğin, ataları Selim’in gazabına uğrayan bir kolu olan Alevi azınlık köprünün adını protesto ediyor.

Bu ismin bir anda ortaya çıkmadığını biliyorlar. Britanicca Ansiklopedisi’ne göre, 1’inci Selim, imparatorluğu Suriye, Suudi Arabistan ve Mısır’a genişleten, ‘Müslüman dünyada Osmanlı liderliğini ortaya çıkaran‘ sultandı. Selim daha sonra yüzünü doğuya döndü ve Osmanlı’nın Sünni İslam’ının hakimiyetine ‘siyasi ve ideolojik bir tehdit‘ yönelten Safevi Şii hanedanlığına yöneldi. Selim, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun sultanı hem de bütün Müslümanların halifesi ilk Türk liderdi.

Biden’ın dili sürçmedi, her Sünni Müslüman halifeliği hayal eder

Türkiye’yi IŞİD savaşçılarının Suriye’ye girişini kolaylaştırdığını söylerken ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın dili sürçmedi. Nasıl ki her İsraillinin içinde bir miktar Batı Şerialı ‘Yahudi yerleşimci‘ varsa, neredeyse her Sünni’nin de içinde bir miktar halifelik hayali vardır.

Erdoğan halife olana kadar ‘IŞİD’ diyor

Economist, Gezi Parkı eylemleri sırasında Erdoğan'ı kapağına taşıyarak "Demokrat mı, sultan mı?" diye sormuştu.
Economist, Gezi Parkı eylemleri sırasında Erdoğan’ı kapağına taşıyarak “Demokrat mı, sultan mı?” diye sormuştu.

 

Türkiye’de bazı yorumcular, Erdoğan’ın Irak ve Suriye için çoğulcu bir demokrasi yerine, IŞİD’in değil ama kendisinin başında bulunacağı bir Sünni halifelik hayali kurduğundan şüpheleniyor. Bu gerçekleşene kadar da, sınırlarında bağımsız bir Kürdistan’dan ziyade açıkça IŞİD’i tercih ediyor.

Halifelik ‘beğenilen’ bir fikir…

Brookings Ortadoğu Politikaları Merkezi’nden Şadi Hamid, Atlantic dergisinde yayımlanan ‘IŞİD’in cazibesinin kökleri‘ başlıkle makalesinde şöyle diyordu: ”IŞİD gücünü, Müslüman çoğunluklu halklar arasında geniş etkisi olan fikirlerden alıyor. IŞİD’in halifelik yorumuna katılmıyor olabilirler ama halifelik, yani İslami kanun ve geleneklerle yönetilen bir yapı, güçlü bir fikir.

Müslüman Kardeşler canlandırdı

Fakat esasında, Ortadoğu uzmanı Joseph Braude’un dediği gibi, 19’uncu yüzyılda Mısır, Levant ve Arap Yarımadası’nda yaşayan Arap Sünnilerin ezici çoğunluğu, ‘bir işgal gücü olarak gördükleri (Türklerin yönetimindeki) halifeliği ciddi biçimde karşıydı‘. Halifelik fikrini dirilten, bunu bölgenin zayıflığına ve gerilemesine yanıt olarak idealize eden ve ‘ana akım dini söyleme yerleştirenler’, 20’inci yüzyıldaki Sünni İslamcı gruplar, özellikle de Müslüman Kardeşler’di.

Kavgacı müttefiklerimizden şüpheliyim

Sonuç olarak, IŞİD’le savaşta Ortadoğu’daki müttefiklerimiz birbiriyle çelişen o kadar çok hayal ve kabus görüyor ki, Freud bile işin içinden çıkamazdı. Eğer o hayalleri yakından dinlerseniz, bizim hayalimiz, yani ‘çoğulcu demokrasi, listenin üst sıralarında değil.

Sundukları iyi örneğin bir gün yayılacağı umuduyla, Ürdün, Kürdistan, Lübnan, Abu Dabi, Dubai ve Umman gibi itidal adacıklarını IŞİD’den korumalıyız. Fakat IŞİD yenilgiye uğratılsa bile, kavgacı müttefiklerimizin birbirinden farklı hayalleriyle, Irak veya Suriye’de yeni bir iktidar paylaşımında uzlaşabileceğinden şüpheliyim.

Makalenin İngilizce orijinali