Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Aleviler, son bir asır içinde, laik ve modern hayat standartlarına dönük ‘öz’sel yatkınlıklarını vurgulamaya özel bir ihtimam göstermişlerdi. Fakat sorun şu ki Alevilerin anayasa, anayasacılık- kurucu güç-kurucu ufuk meselelerine yönelik bağının tüm içeriği neredeyse tamamen bu seviyede çakılı kalmıştır. Nitekim ‘çağdaşlık’la ilişkilerinin özetlenerek verildiği bu açık teminat onlar için çelişik bir toplumsal serüveni de beraberinde getirdi. Açık bir söyleyişle hayatlarının demokratik ve kurumsal garantilerini aradıkları yerler onların ölümlerinin veya en azından ‘öksüz’lüklerinin mekanı haline de gelmiştir. Modern hukukun yüksek standartlarına sahip çıkan Aleviler aynı modern hayatın kendileri için sürekli şiddet biçimleri doğurması ve modern ulusal ve uluslararası kurumlar önündeki ‘öksüz’lükleri arasındaki ‘kurucu ilişki’ye dair pek az sorgulama girişiminde bulundular maalesef. Aleviler nasıl olup da modern hayatın eşitlik ve özgürlük esaslarına bu kadar yatkın iken bu kadar yoğun ve aralıksız bir kırım ile karşı karşıya kalıyorlar?
Eğer kurucu metinlere-anayasalara anlam verecek kurucu güçlerden birisi değilseniz kaçınılmaz olarak üç sonuç beraberinde gelmiştir-gelmektedir-gelecektir: Kurucu güçlerden birisi değilseniz yasalar, anlaşmalar ve ilkeler sizi korumaz ve 1-Kırım; pogrom, soykırım ve askeri katliamlar. 2-Güçettirme, yersiz-yurtsuzlaştırma, sürgün ve iskan politikaları ve 3-Asimilasyon ile karşı karşıya kalırsınız… Kalırız… Fakat şimdi önümüzdeki süreç klasik Türk sporlarından birisi olan yeni anayasa yapma sürecine pek benzemiyor. Daha çok kurucu girişimleri gerektiren bir süreç olma ihtimali var. Aynı anda Suriye’nin de anayasal bir dönem içinde bulunması ve Türkiye ve Suriye’deki kurucu konumların-özellikle Kürtler nedeniyle- birbirleriyle çok yakın oluşu anayasal dönemde olduğumuz gerçeğinin altını bir kez daha çizmeyi gerektiriyor.
Bu yazı bakımından ise gerçek soru şu: Aleviler Kürtlerin kaçınılmaz olarak dahil olacağı bu anayasal sürece hazırlandılar mı? Önerileri nedir? Konumları nedir? İnsan hakları hukukunun standart koruma ilkeleri ve kararlarının hatırlatılmasını aşan bir anayasa önerileri var mı? Ve daha önemlisi bu güç ilişkileri nezdinde anayasal konumları nedir? Nasıl olmalıdır? Ve tüm bu stratejiye dair soruları üstlenebilecek merciler var mı?