
PROF. DR. NİLÜFER YILDIRIM
@profdrniluferyildirim
sadedusun
Biyoloji dersinden aklınızda kalan tek kelime ‘mitokondri’ ise bir sebebi var. Yaşlanma, kilo artışı ve hastalık diye tanımladığımız tüm rahatsızlıkların temelindeki enerji eksikliği, mitokondrilerin fonksiyon bozukluğunda ortaya çıkıyor. Rahatsızlıklar gün yüzüne çıkmadan ve bir hastalık ismi konmadan yıllar önce mitokondriler hastalanıyor.
Mitokondrinin görevi nedir?
Bedenin tüm fonksiyonları için gerekli enerjinin, yani adenin trifosfatın (ATP) üretildiği küçük organelin (hücre içerisinde bulunan kendi içinde özelleşmiş yapılar) adı ‘mitokondri’. Alyuvarlar hariç tüm hücrelerde farklı sayıda bulunuyor ve bu sayı dokunun enerji ihtiyacına göre değişiyor. Örneğin kas, kalp, karaciğer veya beyin dokusundaki mitokondri sayısı, yağ dokusundaki mitokondri sayısından neredeyse 100-200 kat fazla. Yani 1 gram yağ dokusunun yaktığı enerji 1 gram kas dokusunun yaktığı enerjinin yüzde 5’i kadar.

Mitokondriyal disfonksiyon nedir?
Hücrenin en aktif bu organelinde genetik, çevresel ve yaşam tarzına bağlı olarak yavaşlama olursa veya sayısı azalırsa, mitokondriyal fonksiyon bozuluyor. Ayrıca yeterince yaşayan her insanda mitokondriler yaşlanıyor ve azalıyor. Günümüzde sıklığı artan pek çok kronik hastalığın kökeninde ‘mitokondriyal disfonksiyon’ olmasının nedenlerinden biri de insan ömrünün uzaması. Sağlıklı, enerjik ve fit olmak için daha çok mitokondriye ihtiyacımız var. Bu da kalp, beyin ve karaciğer dokularını koruyup kas dokusunu artırmakla mümkün.
Mitokondriyal disfonksiyonda hangi sorunlar ortaya çıkıyor?
Öncelikle ve en önemlisi enerji üretimi azalıyor. Bedende tüm faaliyetler için enerji gerekli; kan dolaşımı, solunum, hareket, savunma sistemi, sindirim, düşünme gibi. Ayrıca onarılma, yenilenme ve iyileşme için de enerjiye ihtiyacımız var.
Çabuk yorulma, unutkanlık, kilo artışı, sindirim sorunları ve bağışıklık sisteminde zayıflama gibi belirtiler ciddiye alınmazsa enerji açlığı organları da etkiliyor. İlk olarak etkilenen organlar -en çok enerji ihtiyacı olan- kalp, beyin, kas ve karaciğer. Sağlıklı bir bedende bu organların hücrelerinde 100-2000 adet mitokondri var.
Yaşlanmanın ilk belirtilerinden sayılan kas güçsüzlüğü (sarkopeni), bunama (demans), kalp yetmezliği ve karaciğer yetmezliğinin nedeni de mitokondrilerin yaşlanması ve yavaşlaması.
Yaşlanmadan da mitokondriyal disfonksiyon olur mu?
Evet, maalesef oluyor. Az yiyip kilo alan, uyusa da dinlenemeyen, sık hasta olan, hemen yorulan, unutkan, dikkati dağınık kişilerde mitokondriyal fonksiyonlar bozulmaya başlamış demektir. Bir süre sonra hastalıkların ortaya çıkması da kaçınılmaz.
Enerji üretimini, yiyecek giriyor, ATP çıkıyor şeklinde düşünmeyin. Besin yapıtaşları yeterli olsa da her basamakta oksijen ve farklı kofaktörlere (vitamin, mineral gibi) ihtiyaç duyulan ve tabi çıktıları olan karmaşık bir süreç. Ortaya çıkan karbondioksitin uzaklaştırılması, serbest radikallerin nötralize edilmesi, yani ortamın temizlenmesi çok önemli.
Genç de olsa bir kişinin nefes alışkanlıkları bozulduysa, sigara içiyorsa, vitamin-mineral eksikliği varsa, detoks kapasitesi azaldıysa, karaciğeri yağlandıysa, hareketsizse mitokondrilerin sağlıklı çalışması mümkün değil. Bu durumda enerjiye dönüşemeyen yapıtaşları gereksiz şekilde depolanıp, metabolizmayı daha da yavaşlatarak kısırdöngüye neden oluyor. Yaşlanmanın, hastalıkların ve yağlanmanın ortak mekanizmasında bu var.
Çevresel faktörler mitokondrilerin fonksiyonunu etkiler mi?
Mitokondri zarının geçirgenliği fazladır ve tamiri çok yavaştır. Bu yüzden hücredeki en hassas ve ilk hasarlanan organeldir. Hücresel ve moleküler düzeyde incelediğimizde, kronik hastalıkların ortaya çıkmasından beş ila 10 yıl önce mitokondriler hasarlanmaya başlamıştır.
Nitrat ve nitrit gibi gıda katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, ağır metaller, radyoaktif elementler ve diğer çevresel toksinler ilk önce mitokondrinin yapısını bozuyor. Yapısı bozulan ve tamir edilemeyen mitokondrinin fonksiyon kaybı ise enerji kaynağının kuruması demek. Ayrıca mitokondrinin kendine ait bir DNA’sı olduğundan bazı genetik hastalıklarda da fonksiyonu bozulabilir.
Mitokondriyal genetik hastalıklar nelerdir?
Mitokondri DNA’sı diğer tüm hücre içi yapılardan farklı ve genetik materyali sadece anneden aktarılır. Eğer bu genetik bilgide bir sorun varsa anneden çocuğa geçen genetik hastalıklar oluşabilir.
Sıklıkla nöral doku ve kasları ilgilendiren bu hastalıkların en çok bilinenleri kardiyomiyopati, ansefalomyopati, Alzheimer, Parkinson, miyodisplastik sendrom, miyopati, ataksi, distoni ve sağırlıktır. Ayrıca pek çok çocukluk çağı sendromunun da temelinde mitokondriyal genetik bozukluklar var. Bu nedenle pediatrik sendromlarda klinik ve rutin tetkiklerden sonra biyopsi örneklerinde veya kan hücrelerinde moleküler genetik analiz yapılır. Mitokondriyal genetik hastalıklarda replasman tedavisi için araştırmalar devam etmekte.
Sağlıklı, enerjik ve fit olabilmek için neler yapabiliriz?
Tüm bunlar için hücrede mitokondri sayısını artırmak ve fonksiyonunu desteklemek gerekli. Yani çevresel toksinleri en aza indirip daha az serbest radikaller oluşacak bir beslenme düzenini tercih etmelisiniz. Serbest radikal oluşumuna neden olan aşırı işlenmiş rafine gıdalar, işlenmiş un, şekerler, tatlandırıcılar ve trans yağlardan uzak durmalısınız. Zaman zaman aralıklı oruç yapmak ve yüksek yoğunluklu egzersiz antrenmanları mitokondri sayısını artırır. Sirkadiyen ritme uyum sağlamak ve meditasyon-nefes egzersizleri yapmak, antioksidan kapasiteyi ve detoksu destekleyecektir.
Mitokondri fonksiyonunu destekleyen gıda takviyeleri nelerdir?
Hayat tarzı değişikliği sırasında eksiklerin tamamlanması ve süreci hızlandırmak için bazı takviyeler kullanılabilir. Bunların başında vitamin ve mineraller geliyor. Vitamin B1, B2, B3, B5, B6, C vitamini, demir, kükürt, manganez, magnezyum, çinko, bakır, selenyum gibi. Ayrıca antioksidan kapasiteyi arttırmak için Resveratrol, Quersetin, Omega 3, L-Arjinin Alfa Lipoik Asit, Glutatyon, Koenzim Q10 kullanılabilir.