O bir şey değil, 'Ekinlerin boyu kısa' diye film sansürlendi bu ülkede

EMRE ZOR

@zor_emre01

60’ıncı Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki sansür, 91 yıllık bir geleneğin son yansıması.

Türk sineması tarihinde birçok film bakanlıklar, festival yönetimleri hatta rektörler tarafından engellendi, sansürlendi ya da yasaklandı.

Yönetmen Nejla Demirci’nin ‘Kanun Hükmü’ belgeselinin festivalden çıkarılmasıyla başlayan süreç festivalin iptal edilmesine kadar varmıştı. Ne yazık ki bu, ne Altın Portakal Film Festivali’nde ne de Türk sinemasında ilk vaka.

Ne gerekçeler…

Özgürlüklerden rahatsız muktedirlerin sansür uygulamaları uzun süredir Türk sinemasının elini kolunu bağlamaya çalışıyor. Türkiye’de sansür, 1932’de ‘Merkez Sansür Teşkilatı’nın kurulmasıyla kurumsallaştı. Daha sonra ‘Kamu düzenini bozar’‘Türkleri kötü gösterir’‘ahlaka ters’ hatta ‘Düşman gemileri Boğaz’ı görmesin’ gibi gerekçelerle birçok film gösterilemedi veya sansürlendi. 

Türk sinemasında sansürün gerçek tarihine ilişkin belki yüzlerce sayfa kitap yazılabilir. En azından bu kitap yazılana kadar sinemacıların sırtındaki sansür ve baskıya dair izlenim veren bir özet hazırladık. Ancak bu sadece sansürün değil, aynı zamanda insanların birlikte hareket ettiğinde karar mercilerine nasıl geri adım attırdığının da tarihi.

1932’den itibaren sansürün 20 durağını derledik. 

1939 – Sansür yönetmeliği yürürlükte

Sansür bir tüzükle yürürlüğe girdi. Buna göre komisyona İçişleri Bakanlığı temsilcisi başkanlık yapıyordu. Genelkurmay’ın yanına ise Emniyet Genel Müdürlüğü, Basın Yayın ve Turizm Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisi ekleniyordu. Yani sansür hem güvenlik hem tanıtım hem de eğitim meselesi olarak görülüyordu.

Yönetmelik, 1963 ve 1977’deki eklemelerle 38 yıl kesintisiz uygulandı. Bakanlığın yoruma epey açık ‘10 emir’i vardı. Bunların başında toplumsal ahlaka karşı olmamak, politika yapmamak ve kamu düzeni ve güvenliğini bozmamak geliyordu. Öyle ki dönemin gazetecisi Burhan Arpad, ‘‘Eğer sansür kurulunun canı çekerse bir filmi yasaklayabilir” diyordu.

1949 – ‘Vurun Kahpeye’ üç kez sansürlendi

Yönetmen Lütfi Akad’ın, Halide Edip Adıvar’ın aynı isimli romanından uyarladığı ilk filmi ‘Vurun Kahpeye’ filmi üç kez sansürlendi. Film iftira sonrası linçlenen Aliye öğretmenin hikayesiyle cumhuriyet muhaliflerine değiniyordu. Bazı eleştirmenlerin ‘Türk sinemasının dönüm noktası’ dediği film, seyirciden epey ilgi görmesine rağmen gerici çevrelerin baskısıyla sansür kurulu tarafından yasaklandı.

1952 – Ekinler kısa ve cılız görünüyormuş

Metin Erksan’ın Aşık Veysel’in hayatını anlatttığı ‘Karanlık Dünya’ adlı ilk filmi, tarlalardaki ekinleri çok kısa boylu ve cılız göstererek Anadolu’daki yoksulluğu anlattığı gerekçesiyle yasaklandı. Sansür heyeti filmin gösterimini, ‘Ülkeyi Batı’ya kötü gösterecek‘ diyerek onaylamadı.

1954 – ‘Düşman gemileri Boğaz’ı görmesin’

Yönetmen Osman Seden’in ‘Kardeş Kurşunu’ filmi Karadeniz’den Boğaz girişi göründüğü ve müstehcen görüntüler gerekçeleriyle sansürlendi. “Düşman gemileri Boğaz’ı net görür” denerek sahnelerin filmden çıkarılması istendi.

Seden, Sansür Komisyonu’nda kendisine şöyle dendiğini anlattı: ‘‘Kız (denizden) çıkarken, bütün ıslak hâlini bırak, ‘Ne kadar güzel bir kumsal… Niye beni bugüne kadar buraya getirmedin’ diyor. Eee bunu gören düşman ne der? Demek ki burası çıkartma için en münasip sahil der.”

1960 – Halk askerlikten soğur!

Hicri Akbaşlı’nın ‘Ağlarsa Anam Ağlar’ filmi ‘Halkı askerlikten soğutur’ denerek sansürlendi. Film, 20 gün kısa dönem askere giden Mahmut’un sevgilisiyle ayrılığını ve ardından başına gelen faciaları anlatıyordu. Ancak ‘Millet Mahmut’un başına gelenler ile askerlik arasında ilişki kurup askerlikten soğur’ diye film sansürlendi.

1963 – Türkiye’de yasaklandı, Berlin’de ödüllendirildi

Metin Erksan’ın ‘Susuz Yaz’ filmi ‘Türkiye’yi temsil edemez’ denerek sansürlendi. Film, Berlin Film Festivali’nden dâvet alınca Sansür Kurulu tarafından incelendi ve ‘Bu film Türkiye’yi temsil edemez‘ kararı çıktı. Bunun üzerine Metin Erksan ve yapımcı Ulvi Doğan, festivale devletten bağımsız katılmaya karar verdi. Türkiye’de yasaklanarak festivallere katılamayan film, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü aldı.

Aynı yıl Halit Refiğ’in ‘Şafak Bekçileri’ filmi ‘Türk ordusunun uçağı düşmez, üniformalı pilot öpüşemez’ denerek sansürlendi.

1964 – Ağalar devrede!

Yaşar Kemal’in romanı ‘İnce Memed’in senaryosu da sansüre takıldı. Türkiye uzun yıllar filmin çekilmesine izin vermedi.

Yapımı satın alan yabancı bir şirket, filmi ‘Memed My Hawk’ adıyla Yugoslavya’da çekti. Ancak yine Türkiye’de gösterim izni çıkmadı.

Yaşar Kemal’in 40’tan fazla dile çevrilen bu ilk romanı, cumhuriyetin ilk yıllarında Çukurova köylüsünün ağalığa karşı mücadelesini anlatır.

1968 – ‘Keje’ de kim!

Yılmaz Güney’in ‘Seyit Han’ filminde Keje ismi ‘sakıncalı’ görüldü ve sansürlendi.

Güney’in ‘‘İlk göz ağrım’’ dediği film, yurt dışı izni için gönderildiği Sansür Kurulu’ndan gerekçesiz geri çevrildi.

Kurul, filmdeki Keje ismi için ‘Türk adı değil’, düğün sahnesinde görülen püsküllü bayraklar için ‘Köylünün elinde sancak olmaz’ diyerek filmi sakıncalı buldu. 

1974 – ‘Türk insanını aşağılıyor’

Tunç Okan’ın çalışmak için İsveç’e giden işçilerin hikayesini anlattığı ‘Otobüs’ filmi, ‘Türk insanını aşağıladığı’ gerekçesiyle sansürlendi. Batı Avrupa’ya işçi göçlerinin arttığı dönem çekilen filmin yurt dışına çıkarılması da yasaklandı. 

Film, yıllar sonra Danıştay kararıyla gösterildi.

Okan eleştirilere karşılık filmin sadece gelişmiş-az gelişmiş toplum çatışmasını anlatmayı amaçladığını söyledi: ‘‘İşçilerin Türk olması tesadüften ibaret. Türklerin yerine başka bir az gelişmiş toplumun insanları da olsa aynı konuyu işlerdim.’’

1979 – Üç film birden

Antalya’da düzenlenen 16. Altın Portakal Film Festivali’ne katılan Ömer Kavur’un ‘Yusuf ile Kenan, Yavuz Özkan’ın ‘Demiryol ve Yavuz Pağda’nın ‘Yolcular’ filmlerinin bazı bölümleri Sansür Kurulu tarafından kesildi. Bunun üzerine tüm yapımcılar yarışmadan çekildi, jüri üyeleri sansürü protesto etti. Antalya Belediyesi de çareyi festivali iptal etmekte buldu.

O yıl festivalde sadece kısa metrajlı filmler yarıştı.

Festival bir yıl sonra da 12 Eylül darbesi nedeniyle yapılamadı.

1981 – Bu ‘Yol’ yol değilmiş

Yılmaz Güney ve Şerif Gören’in ‘Yol’ filmi ‘Türkiye’yi kötü gösterdiği’ gerekçesiyle sansürlendi. 1980 darbesinden hemen sonra çekilen film cezaevinden geçici salıverilen mahkumlardan Seyit Ali’nin hikayesini anlatıyordu.

Türkiye’de yasaklanan film 1982’de Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı. Film ancak 17 yıl sonra Türkiye’de gösterildi.

Gören, Yılmaz Güney’in yazdığı senaryoyu ilk okuduğunda, ‘‘Bu se­nar­yo sı­nır­la­rı­nı aşı­yor, bu des­tan ta­dın­da bir ba­şe­ser’’ de­di­ğini anlattı.

1983 – Makas Kültür Bakanlığı’na devredildi

Sansür yetkisi yeni bir yasayla İçişleri Bakanlığı’ndan alınarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verildi. Yasa,  ‘Türkiye aleyhinde propaganda yapan, devletin iç ve dış güvenliğini olumsuz etkileyecek, ulusal duyguları incitecek, ahlak ve adaba aykırı filmlerin gösteriminin yasaklanmasını’ öngörüyordu. Dahası artık Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’de düzenlenecek film yarışmalarının seçici kurullarını oluşturmakla yükümlüydü.

1991 – Türkiye’nin ilk Kürtçe filmi

Yönetmen Ümit Elçi’nin filme uyarladığı Kürt edebiyatının ilk yazılı örneklerinden Ahmedê Xanî’nin destansı aşk öyküsü ‘Mem û Zîn’, Türkiye sinemasında Kürtçe çekilen ilk filmdi. Film tamamlandığında hiçbir sinemada gösterilmedi, sadece Diyarbakır’da kapalı gişe oynadı.

Gazeteci Hüseyin Kıvanç: “O günlerde hayatı boyunca sinemaya gitmemiş yaşlı Kürt kadınları bile ‘Mem û Zîn‘in adını duyunca sinemaya gidip filmi izledi.’’

2002 –  İstanbul Film Festivali’ne sansür gölgesi

21. İstanbul Film Festivali’nde Tayfun Pirselimoğlu’nun ‘Hiçbiryerde’ ve Ümit Ünal’ın ‘9’ filmlerini Denetleme Alt Kurulu ‘sakıncalı’ buldu. 

Ünal, tepkisini, ‘‘Filmimi sakıncalı bulan kim adına karar veriyor? İzleyicinin vereceği karara niye güvenmiyor?” diye dile getirdi.

İki film ‘aklanarak’ festivale katılsa da İstanbul Film Festivali’nin üzerinden sansür gölgesi kalkmadı.

2006 – Dersim 38 belgeseline ‘Dur!

Yönetmen Çayan Demirel’in ‘Dersim 38’ belgeseline eser işletme belgesi için başvurmasına rağmen bu belge verilmedi. Mahkeme kararlarına rağmen Kültür Bakanlığı’nın belgeyi ısrarla vermemesi sonucunda filmin gösterimi birçok yerde engellendi.

Buna karşılık birçok sinema dergisi ve sendika, bakanlığı kınayan bir bildiriye imza attı: ‘‘Sinema sektörünü ve yaratıcı filmlerin yapımını desteklemesi beklenen bir kurumda, belgesel yapımını akla ziyan kalıplara sokmaya çalışan ve yaklaşımını beğenmediği filmleri yasaklamayı marifet sayan bir zihniyetin egemen olması biz sinemacıları utandırmaktadır.’’ 

Belgesele erişim engeli ancak 14 yıl sonra kalktı. 

2014 – Her yer Gezi, her yer sansür

51. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Reyan Tuvi’nin Gezi eylemleri temalı ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ belgeselini sansürledi ve festival programından çıkardı. Gerekçeyse, ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik hakaret suçu’ydu.

Birçok sinema yazarı ve jüri üyesi sansürü protesto etti. Dahası ulusal belgesel kategorisinde 15 filmlik yarışma listesindeki 13 belgeselin yapımcı ve yönetmeni filmini yarışmadan çekti.

Sansür tartışmalarıyla başlayan sürecin sonunda festival yönetimi belgesel kategorisindeki yarışmanın iptal edildiğini duyurdu. 

2015 – Sansürcüler yoğun mesaide

34. İstanbul Film Festivali’nde gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel’in yönettiği ‘Bakur’ belgeselinin gösterimi Kültür Bakanlığı tarafından ‘Kayıt tescil belgesi yok’ diye iptal edildi.

Sinemacılar el ele verdi. Festivalde filmi gösterilecek 22 sinemacı, kararı ‘sansür’ diye niteleyerek filmlerini göstermeme kararı aldı. Film festivalde özgürce gösterilene kadar ‘boykot’ çağrısı yaptılar.

Aynı yıl sansürü anlatan bir belgesel sansürlendi. Deniz Yeşil’in sinema emekçilerinin 1977’de sansüre karşı İstanbul’dan Ankara’ya üç günlük yürüyüşünü anlatan ‘Yollara Düştük’ belgeseli, sansür nedeniyle üç film festivalinden çekilmek zorunda kaldı.

2017 – Ve perde kararır

Kültür Bakanlığı, yönetmen Kazım Öz’ün 36. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Ulusal Yarışması’ndaki ‘Zer’ filmininin bazı sahnelerini ‘sakıncalı’ bularak sansürledi.

Buna karşılık, “Sansürün en tehlikelisinin görünmez olanı olduğunu düşünüyorum” diyen Öz, sansürlenen sahnelerde perdeyi karartarak sansürü protesto etti. Üstelik perde karadığında ‘Bu sahne T.C. Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü Üst Denetim Kurulu tarafından sakıncalı bulunduğu için izleyemiyorsunuz‘ ifadesine yer verdi.

2022 – Sansür kampüste

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atadığı ‘kayyım’ Naci İnci, öğrencilerin yönettiği Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü’nün düzenleyeceği açık hava film gösteriminde LGBTİ+ içerikli filmlerin gösterilmesini engelledi. Üstelik bunu gerekçesiz ve yazılı karar iletmeden yaptı.

Sinema kulübü, destekçi kulüplerin logosunun bulunduğu bir görseli ‘Sansüre karşı hep beraberiz‘ notuyla paylaştı. Öğrencilerin tepkisi üzerine Naci İnci, yönetimin uyguladığı sansüre karşı duran sinema kulübünün seçilmiş yönetim kurulunu görevden aldı ve kulübün etkinliklerini bir aylığına dondurdu.

Gösterimi engellenen filmlerden biri, yine ‘kayyım rektör’ Naci İnci tarafından görevden alınan akademisyen Can Candan’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Benim Çocuğum’du. 

2023 – ‘Kanun Hükmü’ belgeseli Altın Portakal Film Festivali’nin elinde patladı

Nejla Demirci’nin ‘Kanun Hükmü’ belgeseli, 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden çıkarıldı. Gerekçe olarak da ‘filmdeki bir kişi hakkında yargı sürecinin devam ettiği’ gösterildi. Demirci’nin belgeseli, kanun hükmünde kararnameyle (KHK) kamu görevinden çıkarılan doktor Yasemin Demirci ve öğretmen Engin Karataş’ın mücadelesini anlatıyordu.

Kararın ardından festival jürisi başta olmak üzere, sinemacılar, meslek örgütleri ve sinemaseverler sansürün karşısında olduklarını duyurarak, dayanışma örneği sergiledi. Yönetim, belgeseli yeniden seçkiye aldı. Ancak bu defa da Kültür ve Turizm Bakanlığı festivalden çekildi. Festival Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu belgeselin yeniden seçkiden çıkarıldığını duyurdu. Yılan hikayesine dönen süreç tartışılmaya devam ederken Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, festivalin iptal edildiğini duyurdu. 

Son (şimdilik).