Depremde son aşamaya hızlandırılmış bir biçimde geçildi. İktidardakiler yardım kampanyalarının devlete şirk koşmak olduğunu zannettiği için ‘sivil toplum’a parmak sallamaya başladı. İçişleri Bakanı ‘Devletle eş koşmaya çalışan varsa elbette ki gereği yerine getirilecek” diyebildi. 2021 yılında da aynı sözleri söylemişti, hatırlamak gerekir.
Olağanüstü durumlar yaşanırken aynı süreçlerin aynı sırayla izlenmesi bir şeyi gösteriyor. İktidar; kadrolarının liyakatsizliği, beceriksizliği, diplomasızlığı, eğitimsizliği yüzünden böyle davranmıyor. Devletin nerede görünür, nerede görünmez olacağını belirleyen faktör onun siyaseti. Başka bir şey değil. Bu siyaset ülke bir şantiyeye dönüşürken sıradan emekçilerin ucuz kiralık ev bulamadıkları piyasacılık; enkazdan çıkarılınca ‘Beni özele götürmeyin, param yok’ diyen depremzedenin meramından anlaşılabileceği gibi sağlığı ulaşılması zor bir metaya çeviren özelleştirmeler; depremde ilk adım olarak okulları kapatıp KYK yurtlarına el koyduran kamusal hizmet düşmanlığı; tüketim vergisi, fon ödemeleri derken halktan durmadan alan, ancak vermeye geldiğindeki cimrilik; yani bütün sonuçlarıyla kâr ve rant siyasetidir.