Allah kimseyi bu duruma düşürmesin; ‘Türkiye bölgesinde oyun kurucu’, ‘küresel aktör’, ‘yumuşak güç, hatta gerekirse o kadar da yumuşak olmayan güç’ diye şişirilen dış politikanın geldiği nokta ve hezimetin derecesi, bu sayıklamalara başından beri itibar etmeyen benim gibilerin bile tasavvurunu aştı.
O kadar ki, Rusya’nın son hamlesi karşısında, hiç olmazsa iç politikada işe yarar diye devreye sokulan göstermelik heyheylenmelere bile girişilemedi, “kırgınız” dendi. ‘Dişli’ dış siyasetten, ‘içli’ dış siyasete hızlı geçiş yaptık, ulusça kırgınız.
…İçgörüsü eksik, dünya kavrayışı sığ, hayat bilgisi zayıf toplumlar, siyaset üretemedikleri ölçüde, bir yanda çatışma, diğer yandan baskı üretiyorlar.
Siyasetin kalitesi, baskı yöntemine başvurmaksızın güvenli bir ortam sağlamak, farklılıkların çatışma boyutuna varmayacak şekilde varlığını korumasını yönetebilmek, kısacası sorunları en düşük özgürlük maliyeti ile çözebilmek kabiliyeti ile ölçülür.
AK Partisi iktidarının, siyasi kalitesinin ne ölçüde düşüş içinde olduğu ortada. Bu kalitede seyreden siyasetin içerde de, dışarda da çatışma üretmesi şaşırtıcı değil.
Diğer taraftan, Türkiye’nin, bölgesinde kolaylıkla göz ardı edilemeyecek önemli bir ülke olması, sıklıkla varsayıldığı gibi bir gelecek garantisi değil, tam tersine! Büyük başın büyük derdi olur, bölgede önemli bir ülke olmak Türkiye’nin gelecek risklerini daha da artıracak.