Beyan: Bu metni bir insan yazdı.
Bu yazı sıradan bir okurun nisbi rahatsızlığından peyda oldu. O sıradan okur ki iki yıldır her allahın günü Türkiye medyasında yayınlanan köşe yazılarını okuyor. Bayıldığından değil, görev icabı: Diken için Günün 11’ini hazırlamak.
Fakat şimdi Diken’e dair bir itirafa mecbur. Diken, gündeme damga vuracak 11 köşe yazısını seçmeye uğraşırken, çaresizlikten, yapay zekaya yazdırılmış metinleri de katıyor. Aksi halde Türkiye medyasında 11 köşe yazısı toparlamak neredeyse imkansız. Yakında ‘neredeyse’ vurgusuna da gerek kalmayacak.
Özellikle 2025’te yapay zeka sohbet robotlarının her eve girmesiyle bazı köşe yazarlarının kalemi başkalaşıverdi. Gündelik okuduğum kimi genç-geçkin yazarlar bir gecede kumaş değiştirdi, her köşeden aynı ses çıkmaya başladı.
Metinler romanesk tınladı, söz dizimleri benzeşti, ikide bir aynı gösterişli zamir ve sıfatlar kullanıldı. Büyük laflar ediliyordu fakat cümleler eleştirilemeyecek ölçüde riskten uzaktı. ‘ …değil, …dır/dir’ cümle kalıbı metinleri istila etmişti. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz: Vecize.
Örnekleyelim: ‘‘Tom Waits albümleri yalnızca birer sanat eseri değildir, aynı zamanda anıların, kimliğin ve dünya görüşünün sessizce dönüştüğü bir alandır/eşiktir/laboratuvardır/coğrafyadır.’’
Cümle yapısı tanıdık mı? Ne kadar edebi, ne kadar güçlü, değil mi? Çok basit. Bir ilkokul öğrencisi bile robota kalem verirse böyle bir cümle elde edebilir, yoksa köşe yazarlarımızın içine pembe dizi senaristi filan kaçmadı.
Sahi, bir milleti ayakta tutan nedir?
Gelgelelim köşe yazarları bir cinlik ettiklerini sanarken, fena halde gülünç duruma düştüklerinin henüz ayırdında değiller.
İnternete ‘Bir milleti ayakta tutan yalnızca orduları değildir…’ yazarsanız son dönemde kaç köşe yazısında aynı mekanik kalıbın kullanıldığına şaşarsınız.
Köşe yazarı özgün bir sesle belirli bir görüş açıklamak ya da eleştiri yazmak iddiasıyla gazeteye yazı gönderir. Bir şahsiyettir. Taraflıdır. Çoğunlukla doğruluk iddiası yoktur. İnsani bir seçim yapar, risk alır, dolayısıyla sorumluluk da taşır. Okur da bu riski görmek ister.
Peki, peki. Diyelim metnin başında bir köşe yazarının dev kellesi var ve kocaman harflerle adı-soyadı yazıyor, sanki bir görüş açıklamak belki toplumsal bir hadiseyi yorumlamak iddiasında. Fakat mühim bir konuyla ilgili metni(ni?) baştanbaşa yapay zekaya yazdırmış:
‘‘Lütfen ölen madencilerle ilgili sistemin aksaklıklarını eleştiren, zekice ve vatansever nitelikte bir yazı hazırla.’’
(Beş saniye sonra yanıt geliyor) ‘‘Bir milleti ayakta tutan yalnızca orduları değildir, aynı zamanda sabahın köründe yerin yüzlerce metre altına inen işçisinin sessiz nefesidir…’’
TRT dili yoksa, yapay zeka dili var
Tom Waits albümlerini yapay zekaya yorumlatmak okura tokatsa (ve estetik zevkin yoksanması) madencilerle ilgili siyasi-ekonomik bir meselede robot-yazara yaslanmak medyaya güvene tecavüzdür (ve siyasi kayıtsızlık).
Elbette kimi köşe yazarları her allahın günü yazı yazmaya zorlanıyor, vakit az evet, telif ücretleri düşük evet.
Ne olursa olsun, ‘Ben yazdım’ iddiasıyla yapay bir düşünce yazısı yayınlatmak en hafif tabirle okura aptal muamelesi yapmak. Sahtecilik. Cezası yok ama azımsanmayacak sonuçları var.
Aslında yapay zeka aracılığıyla bilgi toplamak ya da fikir teatisi yazıya iyi bir hazırlık olabilir. Fakat düpedüz robota yazdırınca metinlerin sakilliği entelektüel duyarlığı yok ediyor, kamusal tartışma fırsatını parçalıyor.
‘TRT diliyle’ nereye gidilebileceği aşikar, peki ‘yapay zeka diliyle’ bir tartışma ortamı yaratmak, kamuoyu oluşturmak yahut kışkırtmak ne kadar mümkün? Köşe yazarlarının ‘sahtecilikte özgürlük’ hakkını kullanması gazeteciliğin rolünü ve etki imkanını nasıl etkiliyor? Ve tabii okurun gözünde medya ne hale düşüyor?
Editörlere de sorumluluk düşse de okurlar için mücadele yolu yapay zekayla yazılmış bir metni cımbızla çıt diye ayıklama becerisi kazanmak. Böylece aynı yazarlar, yapay zeka okuryazarlığı kazanmış okurlar karşısında bir sorumluluğun baskısını ensesinde hissetsin.
Neyse ki elimizde ‘Pangram’ denen bağımsız bir yapay zeka dedektörü var. Bir metnin yapay zekaya yazdırılıp yazdırılmadığını hayli güvenilir biçimde tespit edebiliyor. Sonuçta robot-metinler ‘hala’ insan-yazarın kusurluluğuna, başka deyişle kıpır kıpırlığına ulaşamıyor.
İster ChatGPT olsun, ister Claude, Gemini ya da korkunçların en korkuncu Grok; robot-yazarlar her zaman dengeli ve ‘makul’ cümleyi seçiyor, yani ortayolcu bir tavrı benimsiyorlar. Okurun baş başa kaldığı dil bu.
Sınayalım…

İnsan mı, robot mu?
Acaba ‘çözüm süreci’ temalı bu metni kim yazmış:
‘‘Vatanseverlik, bir haritayı sevmek değil; o haritanın içindeki insanların geleceğini koruyabilmektir.
Türkiye, kırk yılı aşan çatışmaların ağır bedelini ödedi. Binlerce insan hayatını kaybetti, milyarlarca lira güvenliğe harcandı, kuşaklar birbirine kuşkuyla bakmayı öğrendi. Bu tablonun sürmesini istemek vatanseverlik değil, alışkanlıktır.
Kürt meselesinin çözümü, ne devletin zayıflaması ne de ülkenin bölünmesi anlamına gelir. Tam tersine, hukukun güçlenmesi, vatandaşlık bağının derinleşmesi ve aidiyet duygusunun pekişmesi anlamına gelir. Güçlü devlet, farklılıklarından korkan değil; onları ortak bir gelecek fikrinde buluşturabilen devlettir.’’
Yapay zeka dedektörü: Yüzde 100 yapay zeka
Metin kısa olduğundan dedektörün güvenilirliği azalıyor, yine de fikir verici.
Pekala, ya bu metin?
‘‘Caddeler her zamankinden daha kalabalık. Halk akın akın şekerci dükkanlarına girip çıkıyor. Erkek çocuklar babalarının ihtarlarına rağmen mantar tabancası patlatıyorlar. Daha küçükleri bir ellerinde kağıt bayraklar, öteki elleriyle annelerine asılmışlar; hem yürümeye uğraşıyorlar, hem de şaşkın şaşkın etraflarına bakınıyorlar.
Kadınlar yeni elbiselerini giymişler, çoğunun ayakkabılarıyla çantaları da aynı renkte…
Erkeklerin giyiminde bir başkalık yok. Herkes birbirine misafirliğe gidiyor.
Benimse ne gidecek yerim, ne de gelecek kimsem var. Parkta oturup havuza bakarak sigara içeceğim.
Amma da yalan ha. Benim de gidecek ahbaplarım, bana da gelecek birçok dostlarım var. İllavelakin tesirli bayram yazısı başka türlü bitirilemez ki…’’
Yapay zeka dedektörü: Yüzde 100 insan-yazar
Elbette insan-yazar, kalem Çetin Altan’ın…
Peki Altan’ın metnini ChatGPT’ye yapıştırıp ‘‘Bu metne benzer bir yazı üret, aynı uzunlukta olsun’’ dersek ne olur?
İşte bu olur:
‘‘Meydan sabahtan beri uğultulu. Fırınların önünde kuyruklar uzuyor; sıcak simitlerin kokusu rüzgârla bütün sokağı dolaşıyor. Çocuklar yeni ayakkabılarının sesini çıkarmak istercesine kaldırıma sert sert basıyor, büyüklerse acele etmemelerini söyleyip duruyor. Bir köşede baloncu pazarlık ediyor, biraz ötede yaşlı bir adam elindeki karanfilleri satabilmek için gelip geçenleri süzüyor.
Kadınlar aynadan yeni çıkmış gibi özenli. Saçlar yapılmış, ince parfümler uzaktan bile hissediliyor. Gençler vitrin camlarını ayna niyetine kullanıp üstlerini başlarını son kez düzeltiyor.
Evlerin kapıları bugün daha sık çalınacak belli ki. Masalar kurulacak, çaylar demlenecek, aynı hikâyeler bir kez daha anlatılacak.
Benimse bütün programım, gölgesi bol bir banka oturup gelip geçenleri seyretmek. İnsan bazen kalabalığın içinde yalnız olmayı da seçebiliyor.
Yok canım, o kadar da değil. Ben de birazdan kapısını çalacağım insanların isimlerini ezbere sayabilirim. Ama insan bazen yazının sonuna azıcık hüzün serpiştirmezse, okur bunun edebiyat olduğuna inanmakta zorlanıyor.’’
Yapay zeka dedektörü: Yüzde 100 yapay zeka
Doğrusu, robot-metne ait ipuçlarını yakalamakta zorlanmıştım, ‘Pangram’ zorlanmadı. Dilerseniz ‘intihal analizi’ de yapabiliyor. Tabii ‘Pangram’a da yüzde 100 güvenmemeli.
Bu yazıya başlamadan ‘Pangram’ın güvenilirliğiyle ilgili Claude’a fikir danışmıştım. Daha sonra yapay zekaya ait yanıtları, kullanıcı yorumlarıyla ve kendi deneyimimle kıyasladım. Epey işe yaradı Claude.
Yapay zeka bizi mahvetmeyecek, yalnızca doğru ve etik kullanımı öğrenmek lazım. Fakat hem el altından kullanılması hem de berbat sonuçlar elde edilmesi can sıkıcı.
İkinci yazıda, daima rasladığım yapay zeka ısrarcısı köşe yazarlarına etik çözümler önereceğim. Örneğin ‘AI disclaimer’ yani ‘Yapay zeka beyanı.’ Acaba derde deva mı, yoksa ancak vicdan mı rahatlatır?